Ama öyle hikayeler var ki üzerinden ne kadar zaman geçse, affa dair bir kapı açılmazdı onların kahramanlarına. Onların üzerinden zaman geçmez , donup kalırlardı ilk anın dehşetinde. Bir kaya parçası gibi üzerine çöktükleri kalp o ağırlıkla yaşamaya alışırdı sadece.
Şimdi ey bezirgân, suçu suçluya ödetmeli masuma değil. Bu yüzden ben bir isimden ibaret kalsam bile, ölsem bile, kalsam bile, bir isim bile kalmasa benden geriye. Sen o ismi unutma. Unutmak affetmektendir. Aşkın olduğu yerde açılmaz affın kapıları. Oysa kalbim tanık sen beni affettin.
Ama sen yine de affetme beni ne olursun. Ne olur bana karşı da bir kırgınlığın olsun.
Ama sen beni anlama. Bu sayfaları neden yazdığımı şimdi bu mektubun sonuna yaklaştıkça anlıyorum ben de. Suç varsa karşılığında ya adalet ya merhamet olmalı. Sen adaletle hükmet Suna. Suçla beni. Kına. Yargıla. Ayıpla. Ko, azapta kalayım. Ama anlama. Anlamanın sonu merhamet, onun da sonu affetmektir çünkü. Affetme beni.
Çünkü benimki gibi bir suçun bağışlanması, onu işleyenin azabını artırır sadece. O yüzden esirgeme beni, bağışlama. Daha büyük bir azaptan kurtar beni.
İnsanın kendinden razı olmayışı ama kalbine yenilmeyişi bir türlü. Birisini yarı yolda bırakışından da öte, suçtur. Suçluyum. Aşkın endazesi akıl olmasa gerek. Suçluyum.