Ve sonunda, kelimeler tükenip gözyaşları tükenmediğinde, elinden gelen tek şey boyun eğmek ve bir yetişkinin çürütülemez mantığı altında ezilen bir çocuk gibi hüngür hüngür ağlamak oldu.
Yeni güçlüklerle dolu bir yaşam olacaktı, biliyordu, ama bunlar zevkli, doyurucu zorluklar olacaktı; hiç yüksünmeyecekleri, üstesinden geldikçe gururlanacakları güçlükler. Değerli bir aile yadigârı gibi değer verilen, sahip çıkılan.
Bu adama iffetsiz, gözü dışarıda bir eş mi olmuştu? Sırf kendimi düşünen bir eş? Ahlaksız? Güvenilmez? Pespaye? Bu kötücüllüğü, ardı arkası kesilmeyen hakaretleri, zevkini çıkara çıkara yaptığı eziyetleri mazur gösterecek ne kötülük yapmıştı ki Raşit'e? Hastalandığında ona bakmamış mıydı? Onun, arkadaşlarının karnını doyurmamış, pisliğini gık çıkarmadan temizlemiş miydi?
Bu adam gençliğini vermemiş miydi?
Bu gaddarlığı hak edecek hiçbir şey yapmamıştı o.
Durduğu yerde ürpererek erkeğin arkasından baktı. Ciltler dolusu, diye düşündü, bir kez daha ürperdi; bir akım, hüzünlü ve ıssız, ama aynı zamanda da hevesli, pervasızcasına umutlu bir titreme bütün bedenini yaladı.