Ama heykellerin havaya uçurulduğunu öğrenince, Leyla tam anlamıyla kayıtsız kaldı. Artık ne önemi vardı ki? Kendi hayatı tepetaklak yuvarlanır, toz duman arasında yıkılırken, heykelleri nasıl dert ederdi?
Leyla kendini şu tencerelerden, tavalardan daha üstün hissetmiyordu; bir köşede unutabileceğin, sonra canın istediği an üzerinde hak iddia edebileceğin bir eşya mıydı o?