"Saygın bir yaşlı adam, kızının eğitiminde kullandığı akılcı yöntemi şöyle anlatır: Kızımın hem zihinsel açıdan, hem de bedenen güçlü olmasına çalıştım; kadının cinsinde bu pek rastlanan bir özellik değil. Çok da ağır olmayan ev ve bahçe işleriyle uğraşacak kadar güç kazanır kazanmaz, benim arkadaşım ve ortağım oldu. Selene, adı buydu, kısa süre içinde köy yaşantısının temel bir parçası olan bu gibi işlerde ciddi bir başarı kazandı; bu benim hem hoşuma gitti hem de ona karşı hayranlık duymama neden oldu. Kadınlar genel olarak hem zihinsel, hem de bedensel açıdan güçsüzlerse bunun sorumlusu doğadan çok, eğitimdir. Bizler onlara ahlakı kemiren tembelliği ve pasifliği aşılıyoruz ve buna da son derece hatalı bir biçimde incelik diyoruz; zihinlerini aklın ve felsefenin katı kurallarıyla yoğurmak yerine, sonucu yalnızca zaman öldürme ve duyarlılığa teslim olma olan yararsız sanatlarla dolduruyoruz. Gittiğim pek çok ülkede kadınlara sesin farklı kullanımları ya da bedenin çeşitli duruş ve pozları dışında bir şey öğretilmediğini gördüm; kadınların tüm zamanı boş ve ıvır zıvır işlerle ilgilenmekle geçiyor, sonuçta da ıvır zıvırın dışında hiçbir şey onların ilgisini çekmeyi başaramıyor. Ev içi yaşantımızın ve çocuklarımızın eğitiminin kadın cinsinin sahip olduğu özelliklere ne denli bağlı olduğunu unutuyor gibiyiz. Çocukluğundan itibaren yozlaşmaya maruz kalan ve yaşamın görevlerinden bihaber bir varlık türü nasıl bir yaşantı ve eğitim sunabilir? Gördüğüm pek çok uygar ülkede kadınların öğrendiği sanatlar, bir müzik aletini beceriksizce çalmaktan, tembel ve ahlaksız genç erkeklere doğal ya da sahte hareketlerle yakınlaşmaktan, kocasının babadan kalma mirasını gösterişçi ve gereksiz biçimde heba etmekten başka bir şey değildi. Böylesine kirli kaynaklardan çıkan sonuç da şaşırtıcı