Bu adam, ne Mevlevi dedeme, ne de yatılı okulda dinbilgisi öğreten, kıravatlı, pensneli hocamıza, hatta ne bizim Üsküdar'daki mahalle camiinin nüktesever imamına benziyordu. Bu adam, masallardaki ejderha gibi çeşmenin önüne oturup suyunu kesmişti. Yanında cahilliğin, batıl itikatların, ikiyüzlülüğün, hoşgörmezliğin, karanlık bir terörün sancağı dalgalanıyordu.
...namazı da orucu da bıraktım. Kuran'ı da hiçbir zaman doğru dürüst okuyamadım. Esresi, üstünü, şeddesi, yardım edeceğine, hep şaşırttı beni. Ama dindardım. Daha doğrusu Allah'ın var olmayabileceğini düşünmemiştim. Sonra bir gün Allah'ın varlığını, yokluğunu değil de, dindar adamın Tanrıdan mükafat beklediği için, cennete girmek için, ölümsüz bir hayata kavuşmak için sevap işlediğini ve cezadan, cehennemden korktuğu için günahtan kaçındığını düşündüm. Dindar adamın bu hürriyetsizliği, bu bencilliği, hiç dindar olmamışım gibi şaşırttı beni.
İnsanın yeryüzündeki serüveni, kazanmak ve kaybetmek esası üzerine kuruludur. Bu söz insanın, dünyada var olmasının maksadını kavrayanlar içindir. Diğerlerinin yaşamı, kuşun aynaya ve çığırtkanın sesine koşmaktan ibarettir.