İrem Gündüz

İrem Gündüz
@iremgunduzz
Aynaya baktım. Karşımda bir insanyüzü vardı. Kırılgan, ya­şayan, sevilen, geçici bir yüz. Cildimi yakından inceleyerek siyah nokta aramadım. Kaküllerimin kabarıklığıyla da uğraşmadım. Görünümüme dair hiçbir şey düşünmedim. Dümdüz aynaya baktım. Karşımda bana bakan gözlere diktim gözlerimi ve kendi kendime "ah zavallım, zavallı çocuk" diye düşündüm. Sanırım ilk defa yüzümü bu şekilde gördüm. Bütünüyle.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ölüme öncülük etmek. Ne kadar sıra dışı bir tabir! Bu beni kırk yıl geriye, terapist olarak yaptığım çalışmalarda bu düşünceyle ilk kez karşılaştığım zamana götürdü. İlk kanserli hasta gurubumdaki bir kadını rahatlatmak için haftalar boyunca ter dökmüştüm. Adını hatırlamıyorum ama o umutsuz yüzündeki derin çizgiler ve mahzun gözler hala gözümün önünde. Bir gün, gruba adeta ışık saçarak, capcanlı bir tavırla geldiğinde hepimiz hayret etmiştik. "Bu hafta büyük kararlar verdim," diye açıklamıştı. "Çocuklarıma örnek teşkil edeceğim, nasıl ölüneceği konusunda!" Sahiden de öldüğü güne kadar hem çocukları için hem de grup üyeleri başta olmak üzere kendisiyle teması olan herkes için bir asalet timsali olmuştu. Nasıl ölüneceğine örnek teşkil etme fikri, kişinin yaşamının anlamını son ana kadar yitirmemesini sağlıyor. Geçen yıllar içerisinde, bu anlayışı pek çok hastama aktarmıştım ama Ellie'nin güçlü dili ("ölüme öncülük etmek") etkisini iyice katlıyordu. Nietzsche'nin de dediği gibi, "Neden'i olan, Nasıl'a katlanır."
Hastama sunabileceğim en değerli şey, varlığım. Sadece yanında ol, diye düşündüm. Akıllıca bir şeyler söyleme çabasını bir kenara bırak. Fark yaratacak bomba gibi bir yorum aramaktan vazgeç. Senin yegane görevin, tüm varlığınla burada olmak. Seanstan ihtiyacı olan her ne varsa alacaktır zaten.
İleri mi atılmalıydı, yoksa olduğu yerde mi kalmalıydı? Bu Oblomovca soru, Oblomov için Hamlet’inkinden daha derindi. İleri atılmak, uzun hırkasını yalnız omuzlarından değil, zihninden ve ruhundan atmak, tozları ve örümcek ağlarını yalnız duvarlardan değil, gözlerinden de silmek, dünyayı yeniden görmek demekti.
Ebeveynlerimizi yitirdiğimizde kendimizi kırılgan hissederiz çünkü bir yandan kayıpla baş etmeye çalışırken bir yandan da kendi ölümümüzle yüzleşmemiz gerekir. Yetim kaldığımızda artık mezarla aramızda kimse kalmamış demektir. Dolayısıyla ai­lenin ölümünün seni savunmasız bıraktığını hissetmene, ölümden korkmaya başlamana ve ölüm kaygısına karşı daha kırılgan hale gelmene pek şaşırmadım.