bu korku da ne? ya bu coşku? diye geçirdi içinden. neden bu kadar sıradışı bir heyecanla doldu içim?
nedeni clarissa, dedi kendi kendine.
çünkü clarissa karşısındaydı.
gerçek olan şuydu ki, insanoğlu ne kibardı ne inançlıydı. anın tadını daha fazla çıkarmalarını sağlayacak şeylerden başka bir şeyi umursamazlardı. topluca avlanırlardı. o topluluklar çöllerden geçip, çığlıklarla ormanlarda yok olurlardı. düşenleri geride bırakırlardı. yüzlerini buruştururlardı.
ama hayattaydılar. ona seslendiler; yapraklar hayattaydı, ağaçlar hayattaydı. ve milyonlarca lifle kendi bedenine bağlı olan yapraklar, onu sarsıyordu. dallar gerilince, o da geriliyordu. serçeler kanat çırpıyor, havalanıyor, eski süs havuzlarına iniyorlardı. onlar da bu desenin parçalarıydı; siyah dallarka çerçevelenmiş, beyaz ve mavi.