"Ayaklarımızın altında bir zemin yok artık. Bir çatımız da. Gelecek yok. Geçmişin izleriyse çoktan silinmeye başladı. Aşk, bize bu sonsuz boşlukta ev olacak tek şey."
Gittim, sarıldım. Ağlamaya başladı. Babam annemin olmadığı bir evde mutlu olamazken, annemin onun olmadığı bir çadırda mutlu olabilmesine ağlıyordu. Başka hiçbir şeye değil.
Tam ağzımı açıp bir şey diyeceğim, henüz bilmiyorum ne, çıkıp gitmişiz işte birbirimizin hayatından vakitlice, zaten hiç girmiş miyiz, girebilmiş miyiz o da meçhul ya, kaç zaman sonra böyle bir karşılaşma kötü bir şakadan başka bir şey değil, salonun kapısı yardımıma koşuyor, rüzgarla dan diye çarpıyor, vitrayları zangırdıyor.
O da gittikten bir süre sonra kendimi ormanını yitirmiş bir ağaç gibi hissetmeye başladım, çölün ortasında tek başına bir tenere ağacı, bir ormanın son üyesi. Yine de öyle ya da böyle devam ediyordu ya hayat, pes etmemeye kararlıydım, küçük bahaneler icat edip bir biçimde tutunmam gerektiğine inandırdım ben de kendimi.