“Herkes doğuyor, babasının kimliği neyse, onu devam ettirerek yaşamını sürüyordu. Anneler, yani kadınlarsa, yoktular. Sadece şöyle yazılıyordu onların varlığı: Anne adı: İNCİ. Oysa onu annesi doğurduysa, o zaman annesinin kökleri, geçmişi, kültürü de en az babasınınkiler kadar kıymetli olmalıydı.”
“Utanmak, gocunmak, korkmak, çekinmek, gizlenmek, saklanmak, maskelenmek öyle birdenbire ortaya çıkmazdı; onlar tek tek öğretilirdi, kafalara vura vura yerleştirilir, insana neredeyse zorla benimsettirilirdi. Başkasının bakışı, sözü, duruşu öğretirdi gocunmayı; kendini gizlemeyi, yok saymayı, içten içe kendini ezmeyi, kendine yabancılaşmayı.”