İrem Özgener

İrem Özgener
@iremozgener
Her şeyi tek başına halletmiş olmanın ağır yüküyle, bir bankta hüngür hüngür ağlamak bazen tek gerçek. Çünkü çok güçlü olmak, en derin yenilgidir aslında. Bir kedinin başını okşarken bile, mahzun bakıyorum dünyaya. En dik yokuşu aşıp, bir düzlükte yere yıkılmak, zor ve sessiz bir ölüm. Melankoli severim, bir sigaranın külü olmayı. Nefes kadar değersiz, ama nefesi değerli kılmak için, ateşte yanan kül. Beni yoran yaşadıklarım değil, beni asıl yoran anlaşılmamakmış. İnsanların gözlerine baktım, birinin beni gerçekten görmesini, hissetmesini, anlamasını bekledim. Ama kimse yoktu. Sadece bakışlar vardı, geçip giden, soğuk gölgeler. Yanarken yok oluyorum,
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Lekeli Zamanın Beyazı
Masamda duruyor zamana direnen bir beyaz kâğıt, bakışlarımla çarpışıyor göz göze. Hediye gibi geldiği o gün, hafızamın en berrak kıyısında hâlâ. Hiç böylesi olmamıştı elimde; ne bu kadar temiz, ne bu kadar sessiz, ne de bu kadar bana ait. Kalemime koştuğum yollar geçti gözümün önünden sayfalarda aradığım kendim, kitaplarda büyüttüğüm hayâlim. Her satır, benimle birlikte eskiyen bir dua gibi. Ama başlangıç yeni olsa da, ben eskiyen tarafım. Pas tutmuş kelimelerim var; ve ellerim, yine aynı yanlışları taşımakta ısrarcı. Zehirim damla damla sızıyor bu saf kâğıdın tenine. Şimdi soruyorum: Hangi rüzgâr siler eskinin zemherisinden kalma bu lekeyi? Hangi beyaz,
1000Kitap
Bir Sonraki Adım
Pikapta dönen eski bir şarkı, Dilimde eskiciden alınmış bir hikâye. Hayalim, zamanın içinde savruluyor, Ruhum aheste, kalbim divane. Özlemek, çaresizliğin sessiz yankısı, Hanımelleri kokuyor sokak aralarında, Kalbim sahibinin ellerinde. Martılar döner bulutların arasında, Sevdiğim melodi fısıldıyor içimde. Hayat, hiç susmayan bir ney sesi, Ve sen, bana en güzel rolü yazan yazar. İlk defa kendim olmuşum bir yerde, Mezupluk yakışmış gömleğime. Ve her adımda biraz daha kaybolurum, Ruhum labirentte, çıkış arar dururum. Bir hatıra, bir iz, Bir sözcük, belki de tek bir dokunuş. Bazen gece yıldızları saklar, Ama ben yine de ışığı ararım. O eski şarkının tınısında Ve senin hayalini yaşarım her an.
Edebiyat
Külden Doğan Anka
Geçmişin külleri savrulurken rüzgârda, Hatalar, doğrular, birer nakış ruhumda. Ben, ben olana dek yürüdüm dikenli yolları, Güneşin, toprağın, sevginin sırrıyla doldu kollarım. Gözyaşlarımla yeşeren umut bahçeleri, Yalnızlığın ardından doğan yeni bir peri. Sevenlerin sıcak nefesi sardı yüreğimi, Kaybetmek, kazanmak, hayatın gizemli denklemi. Gülüşler, ağlayışlar, kaygının derin suları, Yaşamın akışında arınan ruhun aynası. Şimdi sil baştan, yeniden doğuşun şarkısı, Hayatın enerjisi, ruhumun sonsuz yankısı. Her şafak, yeni bir umudun müjdesiyle gelir, Güzellikler saklıdır, kalbimizin derinliklerinde belirir. Yaşadığım her an, bir armağan, bir mucize, Hayatın dansı, ruhumun sonsuz seyrinde. Ve küller savrulsa da rüzgârda, Anka kanatlanır her şafakta.
Edebiyat
Adımı Bilmeyenler Ülkesi
Buraya daha önce gelmiştim. Köşedeki büfe hâlâ oradaydı, Tozlanmış camın arkasında Solgun güller, ölü laleler, Ve adımı bilmeyen bir adam. O gün de böyleydi, hatırlıyorum. Bir avuç lale almıştım anneme, O gülmüştü, ben de gülmüştüm, Ama gülümsemem bana ait değildi, Kiralıktı, ödünçtü, geçiciydi. Bir telefon kulübesi vardı köşede, Camında çatlaklar, içinde unutulmuş sesler. Orada bir fotoğraf çekmiştim, Telefonu kulağıma dayamış, Sanki biri beni duyar gibi yapmıştım. Ama kimse duymadı. Kimse hiç duymadı. Ben hep güçlüydüm, öyle söylediler. Ama görünmez prangalarla yürümeyi öğrendim. Dizlerimin üstünde yaşamayı, Sessiz olmayı, İtaat etmeyi. Sevilmek için, Kabul görmek için, Kendi gölgeme bile boyun eğmeyi. Bugün de buradayım.
Edebiyat