Birinin yasını tutarken, her şeyde ondan bir mesaj görüyorsun. Tek bir çimenin üzerine vuran güneşte bile. Bütün dünya onun tercümanına dönüşüyor. Sonra da ancak çok geç olduktan sonra kolayca söylenebilen şeyi söyledim ona “Seni seviyorum, yaptığım şey için özür dilerim.”
"Onu çok özlüyor ama aynı zamanda kendimi de özlediğimi hissediyordum. Acı çekmek böyle bir şey. Seni de ölümün içine çekiyor sanki. Yani, biyolojik işlevlerini yerine getirmeyi sürdürüyorsun tabii. Nefes alıyor, görüyor, konuşuyorsun ama gerçekten yaşamıyorsun."
"Anhedoni. Bu sözü bilir misin? Haz yitimi. Hissizlik. İşte, bir süredir ben de böyleydim. Depresyonu yaşamıştım ama bu farklı bir şeydi. Depresyon kadar yoğun değildi. Yalnızca bir yoksunluk haliydi. Sadece vardım. Midemi doldurmak için yiyordum. Müzik benim için şekil verilmiş gürültüden ibaretti. Bense yalnızca, nasıl desem, oradaydım. Yani, var olmanın en temel ve gerekli unsurudur, değil mi? Hissetmek. Hissetmeden yaşıyorsan, buna ne denir? Nedir ki bu? Öylece durmak gibi. Kapalı bir lokantanın, sonsuza kadar birilerinin gelip oturmasını bekleyen masası olmak gibi"
".. çünkü anıların gideceği bir yer kalmamış. Oldukları yerde, kafasının içinde kalıp çürümeye başlamışlar. Aynada kendine her bakışında, yalnızca yarım kalmış bir yaşam görmesinin nedeni buymuş. Görülmeyen bir ormanda, yavaşça devrilmekte olan bir ağaç."