Merhaba yabancı, yeniden merhaba.
Bugün içimdeki boşlukla, lakin aynı zamanda büyük bir doluluk bu, ve iki yabancı olduğumuzun farkında yazıyorum sana. Sana değil bir yabancıya, eski bir sevgiye, sevgiliye, hiç olmayana.
Hikayenin durduğunu kabullendiğim günlerdeyim şu sıralar, evet, hikayenin tek başıma oynadığım bir tiyatro oyunu olduğunu zaten biliyorum, bir monodram. Ama hikayenin durmasından bahsettiğim bu değil. Gidecek olman. Ve bir daha seni hiç görmeyeceğime emin olduğum gerçeği. O kadar uzun zamandır merkezindesin ki hayatımın, seni tekrar görmeyecek olma düşüncesi içime oturuyor. Ben o kadar uzun zamandır sendeyim ki bir daha hiç karşılaşmama düşüncesi ihtimal bile değil sanki. Yazdıklarım, çizdiklerim, okuduklarım, dinlediklerim, söylediklerim..hepsi o kadar uzun zamandır sendin ki, hem de bi o kadar olmayışınla, şimdi bu düşünceler kalbimi eline alıp sıkıyor sanki. Hikayenin durması. Tam olarak bu. Ne demek artık hiç denk gelmeyeceğiz, ne demek artık hiç olur olmadık yerlerden çıkmayacaksın, çıkıp aklımı başımdan almayacaksın, ne demek sesini duymayacağım, ne demek gözlerine bakamayacağım. Ne demek hepsi avuçlarımın içinden su gibi, zaman gibi akıp gidecek? Aslında hiçbiri.
Konu aşktan, sevgiden çok bağımsız artık. Konu sensin, varlığın ama var olmayışın. Hep öyleydi.
Sen, apartmanımdaki o komşuydun, hiç tanışmadığım ama içten içe sevdiğim ve günün birinde tanışmayı hayal ettiğim ama taşınıp gidecek olan. Sevdiğim ama bırakmak zorunda olduğum market reyonundaki o çikolatasın. İçimde kalansın. Yaz boyu beslediğim kuşsun ama göç vakti. Ve bu zor. Bi çocuğun artık yürürken elimizi tutmayışı gibi, ne zaman nasıl oldu anlamadığımız belki fark bile etmediğimiz bi an.
Seninle birlikte hayatıma giren o kadar çok insan var ki benim, birçok beden. Gözümün