dünya sonuna kadar hep böyle dönecek, dönecek, dönecek. sanki kocaman devasa biri, mesela koca tanrı, dev elinde kokmuş, pis bir portakalı döndürüyor, döndürüyor, döndürüyor.
evet, gençlik, gençliğini yapacaktır. ama gençlik, hayvanlar gibi davranmaktır. hayır, hayvanlar gibi değil de, daha çok şu küçük oyuncaklar gibi davranmaktır. hani sokaklarda satarlar ya, içinde mekanizması, dışında da anahtarı olan küçük teneke adamlar vardır, anahtarını grr grr grr kurarsın, bırakırsın yürür gider ya kardeşlerim. ama düz çizgide gider ve tabii bir şeylere toslar, düz gider tos tos toslar, yaptığından vazgeçemez. işte genç olmak, bu küçük makineler gibi olmaktır.
ben, ben, ben! diye bağırdım avazım çıktığı kadar. ben ne olacağım? sanki bütün bu olanlar beni ilgilendirmiyor. ben bir hayvan mıyım? yoksa cansız bir yaratık mı? ben bir otomatik portakal mıyım yoksa?
tanrı biz kullarından ne istiyor? tanrı'nın istediği iyilik mi yoksa iyiliği seçebilme şansına sahip olabilmek mi? kötülüğü seçen biri gerçekte iyiliğe zorlanan birinden daha mı geçerli tanrı'nın gözünde?