Samsunlular çok yakisikli
Ve Bursalilar. Bu brolarin gozleri gercek değil bence kızları da çok güzel kendimi orada alt ırk gibi hissettim
Irk, soy, zenginlik vs ile övünülmez.
"Hararet nardadır, sacda değildir / Keramet baştadır, tacda değildir / Her ne arar isen kendinde ara / Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da değildir." Hacı Bektaş Veli
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslâmiyet olmuş. Biyolojik bir vahdet değil bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. Vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. İster siyah derili, ister sarı... İnananlar kardeştir. Aynı şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak ve ölmek. Türk’ü, Arap’ı, Arnavut’u düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç; gazaya, yani irşâda. Altı yüzyıl beraber ağlayıp, beraber gülmek. Sonra bu muhteşem rüyayı korkunç bir kâbusa kalbeden meşûm bir salgın: Maddecilik. Tarihin dışına çıkan Anadolu, tarihin ve hayatın.. Heyhat, bu çöküşte kıyametlerin ihtişamı da yok, şiirsiz ve şikayetsiz. Bu Ülke
KARAKTERLERİN RUHUNU KAYBETMEK: ANNABETHH
Percy Jackson dizisinin 2. sezonu yaklaşıyor. Kitapları defalarca okumuş, o evrenin mitolojisiyle ve karakterleriyle büyümüş biri olarak, ilk sezondan beri içimde birikenleri artık hiçbir kalıba sokmadan, tamamen doğal ve düz bir şekilde konuşmak istiyorum. Çünkü ne zaman bu konuyu düşünsem, bir okur olarak içimdeki o hayal kırıklığı dalgası yeniden kabarıyor. Diziyi ilk duyduğumda, çocukluğumun o en sevdiğim dünyasını ekranda kanlı canlı göreceğim diye ne kadar büyük bir heyecan yaşadıysam, bölümler ilerledikçe hissettiğim boşluk hissi de o kadar büyük oldu. Benim buradaki asıl karın ağrım, sadece olayların hızlı geçmesi ya da bütçe yetersizliği falan değil. Asıl mesele, kitapta sayfalar boyunca zihnimize ilmek ilmek işlenen o güçlü karakter kimliklerinin ve o evrenin tehlikeli ruhunun dizide tamamen yok sayılması. Biz o karakterleri sadece isimlerinden ibaret oldukları için sevmedik; onların kendilerine has duruşları, birbirleriyle olan o çatışmalı ama samimi dinamikleri ve fiziksel kimlikleri o hikayenin temel taşlarıydı. aslında dizinin kurgusal bağını koparan o meşhur Annabeth Chase konusuna. Bunu en dürüst, en net halimle aradan çıkarmak istiyorum: Siyahi oyuncuların ekrandaki varlığıyla, onların yetenekleriyle ya da ten renkleriyle ilgili en ufak bir derdim yok. Tam aksine, sektörde çok daha fazla yer almaları gerektiğini düşünüyor ve her zaman destekliyorum. Benim buradaki eleştirim asla ırk ya da etnik köken üzerine değil; benim eleştirim tamamen bir okur olarak orijinal kurguya ve yazarın kendi elleriyle çizdiği o görsel dünyaya duyulan saygıyla alakalı. Annabeth kitapta gri gözleriyle, sarı saçlarıyla, o mesafeli ama fırtınalı Athena kızı duruşuyla bir bütündü. O görsel detaylar sadece birer dış görünüş özelliği değildi; karakterin o gururlu, bilgiç ve
İleti
Kan olursa yurt harcında, Parlar hilâl gök borcunda. Tanrı izniyle acunda, Türk en üstün ırk olacak! Oğuz kağan dileğiyle, Alp Er Tunga yüreğiyle... Evlenip cenk meleğiyle, Yiğitler ev-bark olacak! Yangın şimşek'le, yelle... Ok yumruktur, kılıç sille. Her vuruşta düşen kelle, En azından kırk olucak!
Kendi oubliettemin duvarlarına tuğla koyduğum bi düşten kalktım bu hafta. Yalnız kalmayı, tek başıma düşünmeyi sevdiğime mi yoksa insanlardan kendimi dışladığım müthiş bir kabusa mı yorsam bilemedim. Irk bitig kuğudan söz eder. Yaşlı bi askerin eve dönüşünü simgeler. Kuğum yanıbaşımda iken savaşım nerede? Önceleri kendimi bulunmaz hint kumaşı sanardım. Yokluğumdan kaç metre kefen çıkar dünyaya? Yalnızlığımı iki kat sarınıp uyuyorum geceleri Unutulmamak için haplar yutuyorum geceleri Kirletmemeye ant içtiğim düşüncelerim ; Eskitmeye kıyamadığım kefenim için, Ben kuğumu yalnız bırakıyorum da oubliettemin çamurunda boğuluyor sanki.