20 Şubat, akşam, saat beş
“Her şey bitti.
Marguerite bu gece saat iki sularında can çekişmeye başladı.
Kopardığı çığlıklara bakılırsa, hiçbir din kurbanı bu kadar acı çekmemişti. İki üç kez yatağında iyice doğrulup kalktı, Tanrı’ya doğru yükselen canını yakalamak istiyordu sanki.
İki üç kez de sizin adınızı söyledi, sonra her şey sustu, bitkin bir durumda yatağına düştü gene.
Sessiz sessiz yaşlar döküldü gözlerinden, sonra öldü.
O zaman yanına yaklaştım, seslendim ona, yanıt vermeyince gözlerini kapattım, alnından öptüm.
Sevgili Margueriteçik, bu öpüşün seni Tanrı’ya salık verebilmesi için ermiş bir kadın olmak isterdim.
Sonra, istediği biçimde giydirdim onu, bir papaz bulmak için Saint-Roch’a gittim, onun için iki mum yaktım, kilisede bir saat dua ettim.
Yoksullara ondan kalan paraları verdim.
Ben dinden fazla anlamam, ama ulu Tanrı’nın gözyaşlarımın gerçek, duamın ateşli, sadakamın içten olduğunu göreceğini, böyle genç ve güzel ölen, gözlerini kapatmak, cesedini kefenlemek için benden başkasını bulamayan kadına acıyacağını sanıyorum.”