Ataerki bize filmler, televizyon programları, gazeteler, dergiler aracılığıyla sürekli aynı şeyi anlatır: Güçlü erkek istediği her şeyi yapabilir, buna hakkı vardır, onu erkek yapan doğrudan doğruya bu özgürlüğüdür. Erkeklereyse dürüst olmak “yumuşak” olmaktır mesajı verilir.
“Attığı dayakların ağrısı arttıkça, acıyı kalbimde hissederim. Canımı en çok acıtan şeyin beni döven bu adama karşı duyduğum sevgi hissi olduğunu fark ettim. Sevgimin üzerini kapkara bir nefretle örttüm.”
Beni önemseyen bir ailede büyüdüğüm için minnettarım ve ebeveynlerim kendi ebeveynleri tarafından sevilmiş olsalardı bu sevgiyi kendi çocuklarına vereceklerine tereddütsüz inanıyorum. Kendilerine ne verildiyse onlar da bize onu verdiler: ilgi. Hatırlayın, ilgi, sevginin bir boyutudur ama sadece ilgi göstermemiz, sevdiğimiz anlamına gelmez.
Çoğumuz istismarı kabul edilebilir kılan veya en azından yaşanan neyse o kadar da kötü bir şey değilmiş gibi gösteren bir sevgi fikrine sadık kalmaya ihtiyaç duyarız.
Kadınlarla erkeklerin bakış açıları farklılık gösterse de, bu farklılıklar doğuştan gelen, yani “doğal” değil, öğrenilmiş özelliklerdir. Kadın ve erkeğin farklı duygusal evrenlerde yaşayan mutlak zıt varlıklar oldukları görüşürü doğru olsaydı, erkekler hiçbir zaman aşk konusunda yüksek otorite olamazlardı. Çünkü kadına hissetme ve duygusal olma, erkeğe uslamlama ve duygusuz olma rolünü biçen toplumsal cinsiyet stereotipleri nazara alındığında, “erkeğin hası” aşk hakkında tek kelime etmekten imtina edecektir.