partilerden hoşlanmaman umurlarında değil, kimse senden bu yüzden hoşlanmayacak, kimse sessizliğini anlamayacak. herkes, her zaman bekleyecek. ve seni çok sevdiğini iddia edecek olan bu insanlar, senin için ne kadar acı çektiklerinden bahsedecekler, aslında hep kafalarında kurdukları bambaşka bir seni beslemeye devam ederken. sana dans etmeyi sevdiren kişi olma ihtimalini sevecekler, senin içinde sakladığını düşündükleri kahkahayı dudaklarına ulaştırabilme ihtimalini. sende sevdikleri şey bile hep kendileriyle ilgili olacak. gülümseyemediğini farkettiklerinde, dans edemediğinde ve ayaklarına bastığında ilk seni suçlayacaklar, sevilmeyi bilmediğini ve zaten sevilmeyi hak etmediğini söyleyecekler ve sen onca zaman onları incitmemek için kendini yaralarken onlar, bir gün seni terk edip giderken iki kez düşünmeyecekler. hep terk ettiler, her zaman terk edecekler. ama sen her zaman kötü olmaya devam edeceksin. bir gün bir başkası çıkacak ve seni ne kadar çok sevdiğini söyleyecek, seni diğerlerine benzetmeye çalışırken öncekilerin yarım bıraktığı şeyi tamamlayacak, sen yok olacaksın ama onların hiç haberi olmayacak.
seni çamur gibi işleyemediklerini farkettiklerinde ellerini kirlettiğin için hesabını senden soracaklar.
sen hiç sevilmemiş olacaksın, sevmenin ne demek olduğunu da hiçbir zaman anlamayacaksın.
birini sevmekle birinin acılarını sevmek çok farklıydı. acılarını sevemediğiniz sürece, onları anlamadığınız sürece, onlara katlanamadığınız sürece sevgi hiçbir şeye yetmiyordu.
benim gerçekten sevdiğim insanlar azdır, beğendiklerim ise büsbütün az. dünyayı görüp tanıdıkça hoşnutsuzluğum artıyor. insanların iç yüzünün nasıl hiç görüldüğü gibi çıkmadığını, iyi ya da akıllı gibi görünenlere bile nasıl hiç güven olmadığını her gün daha açıkça anlıyorum.