Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali'nin ilk kitabıdır. Arada anlamını bilmediğim kelimelere rastlasam da akıcı bir dili var. Duyguları hissettiriyor. Okurken yer yer bütün karakterlere kızdığım noktalar oldu. En çok da Şahinde'ye kızdım. Kendi kızının bu kadar kötü şeyler yaşamasına izin verdi. Para ve lüks onun için her şeyden önemli oldu. Yanlış olduğunu bilse de kendinde hiçbir hata görmedi. Hatta ölen mülayim, sakin eşini bile suçladı da kendisini bir türlü suçlamadı. Kızı Muazzez'e ise hem kızdım hem üzüldüm. Annesine karşı net davranmak yerine ona uydu. İçinde üzüntü barındırsa da Yusuf'a karşı dürüst olmadı. Annesi gibi yaptığı hataların suçunu başkalarında aradı. Böylelikle vicdanını rahatlatmaya çalıştı. Yaşadıkları kolay değildi özellikle de on beş yaşında bir çocuk iken. Herkese hemen inanabilirdi. Doğruyu, yanlışı tam ayırt edemiyordu. Yusuf bunun farkındaydı bu yüzden Muazzez'de hata bulmuyordu ve onu çok seviyordu. Muazzez de Yusuf'u seviyordu. Sâlahattin Bey öldükten sonra aile büsbütün dağıldı. O zamana kadar hiçbir iş öğrenmek istemeyen Yusuf, evin bir arada kalmasını sağlamak ve evi geçindirmek zorundaydı. O da aslında bir çocuk sayılırdı. Böyle bir sorumluluk ona ağır geliyordu. Yine de elinden geleni yapıyordu. Yusuf sakin, kibardı. En sinirlendiği anda bile aklına ilk geleni yapmazdı. Önce düşünür sonra konuşarak halletmeye çalışırdı. Belki de yaşayacağı en ufak bir kavga annesiyle babasını kaybettiği günü hatırlatacaktı. Yusuf, Sâlahattin Bey'e çok kızardı çünkü Sâlahattin Bey eşine söz geçiremezdi hem de çok sakindi. Yusuf bunlara kızardı ama bir yandan da hayran olurdu. Kendisi de büyüyünce onun gibi oldu. Kendine de kızıyordu ama bir şey yapamıyordu. En sonunda işler istediği gibi gitmedi, kimsesi kalmadı. Anladım ki bazı şeyleri geç kalmadan