Kerâmeti inkår edenlere çok şaşılmaz. Esas şaşılacak olanlar, Ehl-i Sünnet'ten olup, kesin delil ve açık tesbitlerle, hüccetlerle evliyânın kerâmetini isbat ederler ve onlardan hårikulâde [olağan üstü] häller görürler de, hâlâ evliyâya dokunan, yakışmayan sözler söylerler. Allahü teâlâ sizi ve bizi böyle sözlerden muhâfaza eylesin. Allah göstermesin! İtikadı temiz hiçbir mü'min bu tehlikeye düşmesin. Hucurat sûresi 12. âyetinde: "Ey îmân edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günâhtır"buyuruldu. Beyt: Hakk'ın evliyâsını, Hak'tan uzak görenler, Evliyâya iyi zan etse, ne kaybederler. Şâh-ı Nakşibend
Alıntı
Tefsir iki kısımdır. Biri; ibaresini izâh eder, biri de; hakikatlerini isbât eder. Nurlar bu ikinci kısım tefsirlerin en kuvvetlisi ve en kıymetdârı olduğuna ehl‑i dirayet ve dikkat yüzbinler şâhidler var Şualar
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
N’ola kim nefy-i ebed azm-i bülend oldunsa ey Bâkî Bilesin ki cihân mülkü değil Süleymân’a bâkî Şahâ! Azminde isbât-ı tehevvür eyledin ammâ Buna çarh-ı felek derler, ne sen bâkî ne ben bâkî Baki
"BİZ" "ONLAR"A NASIL ANLATACAĞIZ!..
Yıllar önce bir dostum "çok beğendiğini" söyleyerek okuduğu kitabı göstermişti. Benim de kitaplara az-buçuk merakım var. Mâlûm. Okumaya başladım. Tek diyebileceğim şu: Hiçbir şey anlamadım. Abartmıyorum. Cidden hiçbir şey anlamadım. Çünkü metinde kullanılan "yeni Türkçe"ye (kurbağaca) hiçbir âşinâlığım yoktu. Oradaki "salt"lar, "ilgin"ler, "ivedi"ler, "içkin"ler kafamda hiçbir taşı yerinden oynatmıyordu. Fakat dostum "çok beğendiğini" söylemişti. Sözünde de samimiydi. O zaman Türkiye'de, cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte boy verip gelişen, "iki Türkiye" olduğunu anladım. Bir "biz" vardık. Bir "onlar" vardı. Bir "bizim kelime dağarcığımız" vardı. Bir de "onların kelime dağarcığı" vardı. Muhtemelen, ben de ona Risale-i Nur'dan bir bölümü okutmak istesem, aynı reaksiyonu alacaktım. Aynı dili konuşuyorduk. Lâkin aynı dilde yazmıyorduk. Bu fark edişi yaşadıktan sonra hayatımdaki birkaç şeyi değiştirmeye karar verdim. Birincisi: Onların kitaplarını da okuyacaktım. Okumak zorundaydım. Zîra onlarla konuşmaya çalışıyordum. Hâlihazırda İslâmî kaynakları okuyanlar muhataplarım değillerdi. Onlar zaten berzahlığım gerekmeden bilgiye ulaşıyorlardı. Bana ihtiyaçları yoktu. Ben, eğer bir tebliğ dili yakalamayı amaçlıyorsam, ötekilerin diline alışacaktım. Alışmalıydım. Konuşacaktım. Konuşmalıydım. Onlarla hakikat arasında bir berzahlık oluşturmalıydım. Yapabildiğimce. Bundan kaçınamazdım. Çünkü bilgiyi taşırken kuş değil koyun olmayı bizzat mürşidim bana nasihat ediyordu. Bu nasihati görmezden gelemezdim. Koyun dediğin aynı zamanda yediğinin berzahıydı. Otu alıp süte çevirirdi. Kuş berzahlık yapmıyordu. Yediğini yediriyordu. İkincisi: Yazım dilimi değiştirdim. En azından elverdiğince denedim. Zorladım. Bunu yaparken "Osmanlıca kelimeleri kullanmayı büsbütün bıraktım"
Risalet-i Ahmediye | 19. Sözden İlhamla
(Bestelenmiş halini YouTube kanalımdan ve tüm müzik platformlarından dinleyebilirsiniz.) İsmi geçse güzelleşir, bütün şiir nesirler. Methedemez hiç bir edip, hepsi nefse esirler. Risalet-i Ahmediye, sözler içinde gözde. On dört reşahatı havi, on dokuzuncu sözde. Rabbimizi tarif eder, tam üç külli muarrif. Açıklamış teker teker, özetlemiş müellif. Her suale mukni cevap veriyor görüyorsun. Necisin, nereden geldin, nereye gidiyorsun? Hatem-ül Enbiya, Kur’an, şu kitab-ı kainat. Duyan tasdik eder onu, aruz amik mâruzat. Tevâtürle teyit eder, hem incil hemi Kur’an. Mucize irhasat gibi, yüzler binler irhasat. Hatifler kahinler şahit, yüksek şecâyasına. Fevkalâde takvasıyla, sadık O davasına. Gel gidelim biz seninle, Ceziret-ül araba. O’nun ezeli hutbesi, inse cinne turaba. Her suale mukni cevap veriyor görüyorsun. Necisin, nereden geldin, nereye gidiyorsun? O’nun neşrettiği nurla bakarsan kainata.
Risale-i Nur
Sevginin isbatı değil de biatı olmalı. İsbat menfaat gerektirir biat ise gönülden gelendir ..