Unutulmuş Mektup: Edebiyatın Kaderini Değiştiren Hikâye Bu, yetim doğan küçük bir kızın hikâyesidir. Annesi Ferdinande, güzel ve soylu bir aileden gelen bir kadındı. Doğumdan sonra hayatını kaybetti. Yıl 1903’tü. Doğumlar hâlâ evde gerçekleşiyordu; ne para ne de toplumsal statü yaşamı garanti edebiliyordu. Marguerite, annesini hiç tanımadı. Belki bazen onu düşünürdü. Belki de düşünmezdi. Ama… insan hiç sahip olmadığı bir şeyi nasıl özlerdi ki? Fransa’nın kuzeyinde, görkemli bir villada babası ve büyükannesiyle birlikte büyüdü. İkisi de onu çok severdi. Marguerite, yaşıtlarına göre çok ileri, kitaplara düşkün bir çocuktu. Sekiz yaşında Racine ve Aristophanes’i yutuyordu adeta. On yaşında Latince, on iki yaşında ise Yunanca okuyordu. Bilgili ve şefkatli bir adam olan babası, her türlü merakını destekliyordu. Ama hayat, ne kadar öngörülemezse o kadar da acımasızdı. Birkaç yıl içinde Marguerite tamamen yalnız kaldı. Naziler Fransa’yı işgal etmişti. Hayatta kalmak için başka çaresi kalmayınca Amerika Birleşik Devletleri’ne kaçtı. Fransız edebiyatı ve sanat tarihi öğreterek — zor da olsa — yaşamını sürdürdü. Aralık 1948’de, savaş bitmişti. Yıllar önce İsviçre’de bir arkadaşında bıraktığı eski bir bavul kendisine ulaştı. İçinde aileye ait evraklar, unutulmuş belgeler… ve başka bir şey vardı. Bir mektup. “Sevgili Marco, bu sabah doktoruma gittim…” Marguerite, bunu yazdığını hatırlamıyordu. Marco da kimdi? Mektubu tekrar okuyunca her şey aydınlandı: Marco, Marcus Aurelius’tu ve mektubun yazarı, İmparator Hadrian’dı. Bu satırları yıllar önce, babasıyla yaptığı bir İtalya gezisinde Hadrianus Villası’nı ziyaret ettikten sonra yazmıştı. Bu metin, bir öykünün ilk kıvılcımıydı; uzun süre uykuda kalmıştı… ta ki o güne dek. Ve yıllar sonra şöyle yazacaktı: “O andan
Uyarılar (Gökhan Özcan)
Bu kaotik dünyanın gürültüsü, beynimizi didikleyen bütün bu güdüler, bütün bu kodlar zihnimizi bir uçtan bir uca işgal etmişken içimiz sesini bize nasıl duyurabilir? İçimize o kadar kapalı bir dünya ördük ki etrafımıza, derin bir sızıdan başka söyleyecek bir şeyi kalmadı içimizin bize?
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İşgal suçu sadece savaş alanlarıyla sınırlı değildir; Damon Hapishanesi'nin duvarları ardında, dünyadan neredeyse tamamen izole edilmiş ve uluslararası denetimin tamamen yokluğunda, aralarında hamile kadınlar, çocuklar ve hastalar da bulunan Filistinli kadın tutuklulara yönelik sistematik işkence türleri her gün işlenmektedir.
Filistin
Aslında bir cesetsin gömülme zamanı gelmemiş
Akıl ve kalp asla boşluk kabul etmez. Sen kendini hayırlı bir uğraşla, güzel bir niyetle meşgul etmezsen, dünya seni lüzumsuz dertlerle, boş telaşlarla ve vesveselerle işgal eder. Kendi gündemini kendin belirlemezsen, nefsinin ve etrafın gürültüsünde kaybolur gidersin. Kul dediğin başıboş kalmaz. Sen içini hakla doldurmazsan, batıl gelir seni doldurur.. ♡
Duygu ve Düşünce
Sahibine..
Pardon bayım, ben sizinle hiç öpüşmüş müydüm? Üzgün olduğum zamanlarda duygularımı ifade etmek için kelimelerin arkasına sığındığımı düşünürüm. Bazen de yazmamak için kendimi zorlarım. Dilin ucuna kadar gelen kelimeleri söylemeden tutmayı başarmak ne kadar zor ise, dimağı işgal eden düşüncelerin düşüncesizliklerini dizginleyerek yazmamak için direnmek de o derece zor. İnsan bazen kendini bile isteye zorlu bir yolda bulabiliyor; arzunun, sevginin, belki de sevme ihtiyacının isteği o kadar güçlü ki yanlışların içinden doğru hayallere tutunmaya çalışırken buluyoruz kendimizi. Yeter ki insanın sevmeye gönlü olsun her şey gerçekleşir arzusuyla ilerlediğimizde, bir kelime, bir cümle veya bir soru tüm soğukluğu ile tokatı yüzümüze indirebiliyor. Oysa bedenen bir avcının kurşunu dışında yaralayan, can acıtan, hatta öldüren hiçbir şeye maruz kalmazsın. O kurşuna da kader deyip teslim oluverirsin. Bir avcının kurşunu asla bir insanın samimiyetsizliği kadar can yakamaz. Bitmiş bir şeyin ardından koşmak nasıldır bilir misin? Zamanın içinde geçen her anın avuçlarımın yanmasına sebep olduğunu söylesem, bunun nasıl bir duygu olduğunu anlayabilir misin? Bu durumlarda nefes almakta güçlük çektiğimi ben bilirim de, benim dışımda başka kimler bilir diye bir soruya genel bir tanımlama yaparak cevap bulabilir misin? Yağmurlu havalarda ıslanan kaç güvercin gördün hayatında? Islanmanın arınmak olduğunu düşünen kaç insan tanıdın? Yağmurdan koşarak kaçan insanların, bilmeden kendilerinden kaçtıklarını hiç düşündün mü? Kendisiyle konuşamayan insanların, yanılsama içinde olduklarını, aslında bu durumlarda insanın içine kapandığını, içine kapandığını sandığı anların da yalnızlık olarak nitelendirildiğini söyleyen birilerini tanıdın mı? Yalnızlık, yalnız yapabileceğini düşünen insanın
Bilginin her yeri işgal ettiği bu çağda, bilgelik sığınılacak sessiz bir mağara bulamıyor.