• 144 syf.
    ·8 günde·Beğendi
    Karlar Ülkesi, sizi gerek edebi, gerekse konu yönünden oldukça doyuracak,birkaç saatte okuyabileceğiniz 144 sayfalık minicik bir kitap..

    Bu isimde bir yazarın da,eserin de varlığından bihaberdim,ta ki internette yazar hakkında şöyle bir cümleye rastlayana dek : "Melankolik bir edebiyat anlayışına sahip olan Kavabata,bu anlayışından ötürü Dostoyevski'ye ölümüne bağlanmıştır.Buna karşılık ise Tolstoy'dan nefret etmektedir.Yalnız burada şöyle bir durum vardır ki Kavabata,Tolstoy'dan hiçbir eser okumamış ,Dostoyevski'nin ise külliyatını tamamlamıştır." Bu ne yaman çelişki anne???

    Yasunari Kavabata (bazı çevirilere göre Kawabata) 1899 yılında Osaka kentinde doğmuş ve 1968 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış olan ilk Japon yazar.Çok küçük yaşlarda anne ve babasını kaybeden Kavabata,akrabalarının yanında büyümüş.Yalnız geçen çocukluk dönemleri ,eserlerindeki "melankolik lirizm"in temellerini oluşturmuş.20 yaşında yazdığı ilk kitabı "16 Yaşındaki Bir İnsanın Hatıra Defteri"(orijinal adıyla Jurokusai no Nikki) dedesinin ölümü sonucu yaşadığı buhranı ve çocukluk anılarını konu almaktadır.Bu kitabı çağdaş Japon edebiyatçılarının dikkatini çekince,kendine güveni artan Kavabata ,1926 yılında büyük ses getiren" İzulu Dansöz" adlı eserini yayınladı.

    Eserlerinde Dostoyevski haricinde, yoğun olarak Poe,Baudelaire ve Oscar Wilde'den esinlendiğini savunan Kavabata,bilhassa Poe'nin demonik ve Diabolist anlatım şekillerinden büyülendiğini belirtmiştir.

    "Kavabata 1972'de gazla intihar etti. İntiharıyla ilgili pek çok gerekçe öne sürülmüştür. Bunlar arasında zayıf sağlığı, gayri meşru bir aşk hikayesi veya arkadaşı Yukio Mişima'nın intiharının üzerindeki etkisi gibi pek çok teori bulunmaktadır. Mişima'dan farklı olarak Kavabata ardında not bırakmadığı için intiharının tam nedeni gizli kalmaya devam etti".Ey Kavabata,zaten gelmişsin 73 yaşına,bir ayağın çukurda,o yaşta intihar da neyin nesi diye sormazlar mı adama?

    Gelelim Karlar Ülkesi'ne..Yazar 1935'te yazmaya başladığı bu eserini 1947'de tamamlamış,tam tamına 12 koca sene.Zira eser üzerinde inanılmaz derecede yoğunlaşmış ve hatırı sayılır çalışmalar yapmış.1956 yılında yayınlanan bu kitap,Japon yönetmen Kon İshikawa tarafından
    1959'da sinemaya da uyarlanmış.Birçok eserinde olduğu gibi bunda da, 17 hecelik şiir ölçüsü olan Japonlara has "Haiku" tekniğini kullanmış.

    Kitap, bir tren yolculuğu ile başlıyor.Japon köylerinin birinde yaşayan bir geyşa olan Komako ile kentli,zengin,evli ve züppe bir erkek olan Şimamura arasındaki ilişkiyi ele alıyor.Ancak salt bir aşk kitabi demek,esere ve yazara çok büyük haksızlık olur.Uzun puslu kışlar,karlar altında açılan tüneller,kaplıcalar,boş köy evleri,kimonolar,geyşalar gibi olguları çok güzel ve detaylı işlemiş.Betimlemeleri gayet şık ve abartısızca yerinde kullanmış.Olaylar içindeki geçişler çok çarpıcı,taşlar gayet muntazamca yerine oturtulmuş.

    Şimamura'nın, dans,çeviri ve fotoğraf çekmek üzerine kurulu bir hayatı mevcut.Haa bir de her sene Tokyo'daki Yuzawa adlı dağ köyüne giderek, kaplıca otelinde kalma adeti var kahramanımızın.İşte bu ziyaret vesilesi ile cereyan eder herşey.Komako ile aralarında tutkulu bir aşk başlar amma velakin her güzel sanılan aşkta olduğu gibi yine birçok engel çıkar karşılarına.Mesela Komako'nun belalı eski nişanlısı , mesela Şimamura'nın gönlünün Yoko'ya kayması vb...

    Konusu basit gibi görünse de,eser gerçekten şahane bir klasik ancak Cem Yayınevinden Nihal Yeğinobalı çevirisini bulup okumanız lazım.Çünkü şu an satışta olan Doğan baskısı,kitabı Japonca dan değil de İngilizce den çevirdiği için pek başarılı olmamış ve okuyanlar bu sebepten ötürü bin pişman.
  • "Astlarına sürekli olarak bağırıp, onlara bir şey öğretmeyen yöneticiler, yönetici olarak adlandırılma hakkına sahip değildirler."