Günümüz müslümanlarının inanç ve hayat anlayışlarını şair ve ilim adamı Ömer Hayyam şu şiiriyle ne güzel ifade etmiştir;
Bir elde kadeh, bir elde Kur’an,
Bir helaldir işimiz, bir haram,
Şu yarım yamalak dünyada,
Ne tam kafiriz, ne tam müslüman!
Bütün muteber kaynaklarda; Imam- Azam Ebù Hanife'nin (rha) fikih ilminin keyfiyetini ve temel hedefini şöyle ifade ettiği kayıtlıdır: "Fıkıh ilmi kişinin leh ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir. İlim ancak amel etmek içindir. illim ile amel etmek; ahiret saadeti için dünya meşguliyetlerini terkedip, gönülden çıkarmaktır.” İnsanin lehindeki ve aleyhindeki haklarına sahip olabilmesine "Ehliyet" denilmiştir. Allahû Teâlà (cc)'nın teklifleri bu ehliyete dayanır. Ehliyet sahibi olan her mükellefin, Peygamberimiz Efendimizin (sav) şu müjdesini unutmaması gerekir: "Bir kimse bildikleriyle amel ederse, Allahû Teâlà (cc) o kimseye bilmediklerini öğretir."
Her mükellef; içinde bulunduğu hal ile ilgili ilimleri öğrenmek ve öğrendikleriyle amel etmek durumundadır. Zira bu her mükellefin üzerine "farz"dır. "Zerre miktar iyiliğin de, zerre miktarı kötülüğün de" karşılığının verileceği hesap gününe hazırlanan her mü'minin, islâm'ı öğrenmesi ve salih amellerle meşgul olmasi zaruridir.
Allahû Teâlà (cc) insanların küfrüne razı değildir. Ancak cüz'i irade neticesinde insan "İmânı" veya "Küfrü" seçme
durumundadır. Sonuç olarak; dünyada hem Allahû Teâlâ (cc)’ ya imân eden "mü'minler", hem de Tâgut'a kulluk eden "kâfirler" bulunacaktır. Bu noktada şu suale cevap bulmak durumundayız; "Yeryüzünde Allahû Teâlâ (cc)'ın indirdiği hükümlerle mi, yoksa insanların heva ve heveslerinden kaynaklanan kanunlarla mı hükmedilecektir?" İşte Hz. Adem
(as)'dan itibaren devam eden "Tevhid Mücadelesi"; bu sualin içerisinde gizlidir.