"İnsanların peşinde oldukları amaç salt refah hali ise, yaşamları bunun peşinde koşmak ve sonra da bunu muhafaza etmek arasına sıkışıp kalan, çığlık atmaya dahi mecali kalmamış bir bilinçsizlik abidesine dönüşür. Tüm duyular, ulaşılan refah halinin birer bekçisi kesilir. Gözler ve kulaklar hiç durmadan etraflarında potansiyel tehditler arar. Ahlak buna uygun olarak mutasyon geçirir."
"(...) kasabanın fırınlarında vesika ekmegi satıldığı, sokaklarında aç köpeklerin, topalların, körlerle ihtiyarların gezindiği Umumî Harp sıralarında bir gün beni, yazıhanesinin önünden geçerken çağırdı.
-- Gel -dedi-, kâtip, bir ekmek yiyelim.
Bir ekmek yemek ne demektir? Bir yemek neden ibaret olur? Bu her zaman mühim bir meseledir. Ama o zamanlar bir okka karışıksız un, bir yirmi yaşındaki köylü çocuğundan daha kıymetli idi. O halde bir yemek ne demektir?"
" Tüccar: Sen merak etme kâtip. Bir seneye kalmaz, onu ben bir alaşağı edeceğim. Sürünecek. Ekmek parası bulamayınca yine bana gelecek. Sen görürsün kâtip.
Kâtip: Peki ağam, neden böyle yaparsın?
Cevap vermezdi. Gülerdi. Bu onun en büyük zevkiydi. Sinemasız, tiyatrosuz, kadınsız ve kumarsız kasabada hırslar elbette böyle tatmin edilirdi. Birini alaşağı etmek için evvelâ kendisiyle boy ölçüşebilecek bir vaziyete çıkarmak, sonra el ense etmek. Ardından bir kahkaha salıverip su başında bir âlem tertip etmek.(...)"
"Ben sessiz açlardandım, isyan duymuyordum. Kimseye karşı sesimi yükseltecek kudreti kendimde bulamıyordum. Bütün şehir halkı gibi zaman diyor, harp diyordum ve aptallaşıp oturuyordum."