Bismillah...❤️
Din aşktır.
Zira Allah katında aşk, İslam’dır.
Kâinatın ilk harfi muhabbetle yazıldı. Varoluşun karanlık, sessiz ve uçsuz bucaksız boşluğuna düşen ilk kıvılcım, “Bilinmek istedim.” buyuran Yaratıcı’nın o ezelî aşkıydı...
Bu yüzden var olmak, aslına bakılırsa, bir sevda mektebine kaydolmaktan başka bir şey değildir.
Din; soğuk kuralların, ruhsuz yasakların ya da kupkuru bir şekilciliğin ördüğü taş bir duvar değil, bilakis kalbin en derin odasından başlayıp arşa kadar uzanan bir aşk merdivenidir.
İmanı aşktan, ibadeti muhabbetten ayırdığınızda geriye sadece ruhunu üflemeyi unuttuğunuz bir beden kalır. Oysa din, bizzat o ruhun kendisidir; yani aşktır.
İnsan bu dünyaya bir arayışla fırlatılmıştır. Göğüs kafesinin altında çarpan o et parçası, her an bir teselli, bir sığınak, bir “en Sevgili” arar.
Kimi zaman bir fâninin geçici tebessümünde, kimi zaman Kordon’da yürürken yüzüne çarpan o tatlı esintide, kimi zaman da bir martının çığlığında arar bu sırrı.
Fakat insan kalbi öyle büyük, öyle geniş yaratılmıştır ki fâni olan hiçbir sevgi o boşluğu doldurmaya yetmez. Kul, kalbini kime açsa bir gün gurbette kalır; kime yaslansa o dal kırılır.
İşte tam bu kırılma noktasında din, kulun elinden tutar ve ona yönünü gösterir: “Yüzünü fânilerden çevir, senin aşkın ancak O Ebedî Sevgili’ye (celle celâluhû) layıktır.”
Çünkü zira, Allah katında aşk, İslam’dır.
İslam, kelime manasıyla teslimiyettir, barıştır, Allah’a imandır. Ama sormak gerekir: İnsan âşık olmadan nasıl teslim olabilir?
Gerçek bir teslimiyet, aklın sınırlarını zorlayan, hesapsız, kitapsız ve pazarlıksız bir adanmışlık değil midir? Korkuyla eğilen bir baş, sadece boyun eğmiş olur; ancak Allah’a aşkla, imanla eğilen bir baş, secdeye varmış demektir.
Allah katındaki o en yüce makam, yani İslam,