Tess of the d'Urbevillers romanı bir kadının başından geçen trajik olayları konu alır. Soylu bir aileden gelmeyen Tess, Alec tarafından sevilir ama onun sevgisi Tess'in tüm hayatını etkiler. Trafik bir akşamdan sonra artık Tess'in hayatı eskisi gibi olmaz.Tess, bir kadının hem toplum tarafından hem de ailesi tarafından yalnızlaşmasının bir örneğidir. Alec'ten bir çocuğu olur ama kısa bir süre sonra çocuk ölür. Bunun acısıyla beraber Tess, çocuğunun ölümünü kendi günahının bir sonucu olarak yorumlar. Sürekli suçlu ve günahkar hisseder. Halbuki asıl suçlu olan Alec'dir. Kimse bunu önemsemediği gibi toplumsal önyargıların okları direk olarak Tess'e saplanır. Sebep ise sadece bir kadın olmasıdır.
Hayatına bir şekilde devam etmek isteyen Tess, bir iş bulur ve yeni bir yaşama adım atar. Orada Angel ile tanışır. Angel ise romanın başında karşılaştığı ama onunla dans etmediği kişidir. Tess ve Angel birbirlerini sever ve evlenir. Evlenmeden önce Tess geçmişi hakkında her şeyi itiraf etmek istese de Angel onu engeller. Evlilikleri devam eder ama Tess'in geçmişi öğrenilince artık yollarını ayırmışlardır. Angel Tess'den uzaklara gider. Tess ise yine kendisini suçlayarak acı çeker. Sevdiği insan bile artık onunla beraber olmak istemediğini düşünür.
Trajik olan hikayenin trajik de bir sonu vardır elbette. Angel'ın yokluğunda Alec karşısına çıkar ve çaresizce Alec'le beraber olur. Angel, Tess için geri döndüğünde her şey çok geçti. Tess uzun zaman sonra Angel'ı gördüğünde çılgına dönmüş bir şeklide Alec'i öldürür. Bu ölümün onun kurtuluşu ve Angel ile mutlu olacağına inanır. Angel her ne kadar onu saklamaya çalışsa da adalet yerini bularak Tess yakalanır.
Bu roman toplumsal yargıların ve erkek egemenliğin olduğu bir dünyada yaşayan bir kadının yaşamını ortaya koyar. Güzel ama
İngiliz edebiyatı denilince akla ilk gelen isimlerden birisi Thomas Hardy.. Tess ise çok beğenilen ve sevilen eserlerinden biri.. pek çok kitap ve filmde atıflarda bulunuluyor.. o yüzden yazarin ilk bu kitabını okumak istedim.. Peki iyi yaptım mi hiçbir fikrim yok..
Kitabın konusuna kısaca deginirsek, güzeller güzeli Tess Durbeyfield yoksul bir ailenin kızıdır.. tek geçim kaynakları olan at arabasını bir kazada hurdaya çevirince ailesine karşı kendini sorumlu hisseder.. Bu sıralarda alkol bağımlısı babası tesadüfen soylu bir aileye mensup olduklarını öğrenir ve çalışıp para kazanmayi tamamen bırakır.. zor günler geçirmeye başlayan ailenin kurtuluşu zengin akrabalarla tanışıp yardım istemekte görülür ve Tess bu ziyaret için annesi tarafından zorlanır.. d'Urberville çiftliğine yapılan yolculuk Tess için geri dönülmez bir sonun başlangıcı olur.. Ve geçmişi peşini hiç bırakmayacaktır..
Kitabın ilk yarısı ne yazıkki beni içine alamadı.. Yaşanılanlar, dayatılanlar, kabullenişler his olarak bana cok geçmedi ama Tess'in evlenmesiyle birlikte olaylar heyecanlı bir hal aldı benim için neler olacağını merak etmeye başladım ve kitabin ikinci yarısı bir çırpıda bitti.. Ama ne sondu o öyle, anlatamayacağım.. "yok artık bunun için miydi her şey" dedirtti resmen..
Tess'in yaşadıkları kaderi miydi yoksa seçimleri mi onun başına bunları getirdi? İnsanlar neden işlenilen suçu sadece kadının üzerine atıp erkeği aklıyorlar? Bir anne kızının yaşadıklarına nasil bu kadar kayıtsız kalabilir? Tek başına hayat mücadelesi verebilen bir kadın aşk söz konusu olunca neden acizleşir??
Kitabi daha buna benzer pek çok soru sorarak okuyup bitirdim..
Son olarak şunu da söylemeliyim ki kitap bende Uğultulu Tepeleri okurken hissettiğim o karmaşık duyguları uyandırdı.. Sevdim mi sevmedim mi bilemediğim