Beklemek, zamanın omuzlarına yaslanıp sabrı öğrenmektir. Her geçen saniye, insanın içinde bir şeyleri büyütür; kimi zaman umut, kimi zaman özlem… Ama en çok da derin bir sessizlik. Beklerken insan, dışarıdan çok kendi içine bakar. Acele etmenin anlamsızlığını, her şeyin bir vakti olduğunu o anlarda kavrar.
Beklemek, sadece bir şeyin gelmesini istemek değildir aslında. Beklemek, o şey gelmese bile yolda kalmayı göze almaktır. Bir kapının önünde, bir haberin ucunda, bir kalbin kıyısında… Vazgeçmeden durabilmektir. Çünkü en güzel kavuşmalar, en uzun bekleyişlerin ardından gelir.
Ve bazen beklemek, gelmeyecek olanı bilmene rağmen yine de içinden bir parçayı orada bırakmaktır. İşte o zaman beklemek, sabrın değil, insan olmanın en ağır haline dönüşür.