Bu sabah
ellerim ceplerimde değil
çünkü ceplerim yok artık,
her şeyimi
bir çocuğun gülüşüne bıraktım.
Bir ekmek kırıntısı kadar umutla
yürüyorum sokaklarda,
asfalt sıcak,
gökyüzü maviye çalışıyor
ısrarla.
Bir işçi terini siliyor alnından
ben onun alnında
yarınları görüyorum.
Bir kadın pencereden bakıyor
—daha iyi günler mümkün diyor
bakışıyla.
Korkma diyorum kendime,
korkma dünyaya:
insan dediğin
yenilir bazen
ama vazgeçmez.
Çünkü sevda
bir tek iki kişi arasında değil,
sevda
bir memleket kadar büyük,
bir lokma ekmek kadar gerçek.
Bilgi, bana bir harita odası gibi geliyor. Kütüphaneye her gidişimde bunu düşünür etkilenirim. Öğretmenlerin rolü, çocuklara harita odasının içinde ne olduğunu sistemli biçimde öğretmek. Öğretmen harita odasındaki rehberdir, hepsi o.
Bütün çocukluğu ve gençliği boyunca belirsiz bir huzursuzluğun sıkıntısını çekmiş, ne istediğini hiç bilememişti. Ruth’a rastlayana kadar ne olduğunu anlayamadan boşu boşuna arayıp durduğu bir şey istemişti hep. Şimdiyse bu huzursuzluğu çok daha keskinleşmiş ve acı vermeye başlamıştı, ama artık ne istediğini açık ve net olarak biliyordu: Güzelliğe, aydın bir bilince ve aşka sahip olmak istiyordu