Ama Hitler diktatörlüğünde adaletin rolü zaten aksesuar mahiyetindedir. Dava filan olmuyordu, "önleyici tutukluluk"un uygulanması sayesinde polis rejim düşmanlarından çabucak kurtuluveriyordu. İşgal edilen topraklarda zaten her şeyi polis yürütüyordu.
Biz burada bugün herkesin bildiği gaz odaları, fırınlar ve bu düzenin diğer iğrenç kurumlarından söz edecek değiliz. Ama bu cinayetlerle ilgili sırlar öylesine ustaca saklandı ki Alman ulusu, kampların varlığını bilmekle beraber, bu dehşet verici uygulamaları ve kurban sayısını tahminden çok uzaktı. Yabancı ülkelerde bile gerçeğin tümü ancak Almanya'nın yenilmesinden sonra öğrenildi.
Ama Alman ırkçılığını asıl etkileyen Gobineau'dur. Fransa'da sadece bir edebiyat ucubesi olarak görülen paradoksal düşünür, Wagner ve Chamberlain'in girişimleri sayesinde Almanya'da beklenmedik bir şansa kavuşmuştur. İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine Deneme (1853) adlı eserinde ırklar arasında bir hiyerarşi oluşturur ve ayrı ırktan olanların çiftleşmelerine karşı çıkar: Bütün ırk karışmalarında, der, hep aşağılık ırklar üstün gelir. Dolayısıyla ona göre, çağdaş insanların gerilemesindeki ana neden budur. Irklar hiyerarşisinin en tepesine âri ırkı oturtur, ona göre bunun en kusursuz temsilcisi Almanya'dır.
Bugün sık sık, eski Alman muhafazakârlarıyla Hitler birbirlerinin karşısındaymış gibi gösteriliyorlar. Oysa bu muhafazakârlar, sermaye, sanayi, ordu çevreleri Hitler'i önce parayla desteklediler, sonra da onun emrine girdiler. İlerde, Nasyonal Sosyalizm'e karşı direniş hareketlerine girenler de bu çevrelerden çıkacaktır, bu da doğrudur: Varlığını tamamen onlara borçlu olan bir diktatörlüğü durdurmaya çalışacaklardır, ama artık çok geç kalmışlardır.