Freud bu kitapta atalarımızın kutsallaştırmış oldukları birtakım şeyleri ve bunlar sonucu ortaya çıkan tabu olgusunun geniş bir perspektiften ele alınıp hala günümüzde atalarımızın sergilemiş olduğu inançları sürdürüp sürdürmediğimizin tartışmasını yapmaktadır. Kitapta hem felsefe hem tarih hem de psikolojinin harmanlanarak insanın geçmişten günümüze inançları ve yaşayış biçimlerinin ele alındığını görüyoruz. İlkel bir hayat yaşayan ilk nesillerin bir hayvanı, bitkiyi ya da bir nesneyi atası olarak kabul edip onlar sayesinde var olduğuna inanır ve bu simgelere bir ruh yüklerdi. İşte bu totem olarak adlandırılmaktadır. Tabu ise yine bir toplum ya da bir insan tarafından bazı normlar ya da nesnelerin katı bir şekilde gerekirse korkutarak korunduğu; eleştirilmesi, dokunulması, değiştirilmesi kati suretle yasak olan yasalar, nesneler veya kişilerdir. Tabunun temelinde yatan, bilinçdışında güçlü bir eğilim duyulan yasak bir eylemdir. Yasak olan şeyi yapan, tabuyu çiğneyen kişinin kendisin de tabu olduğunu, nedenini anlamasak da bilmekteyiz. Ölüler, yeni doğan bebekler, adet dönemindeki kadınlar birer tabudur. Kitapta atalarımızın çok enteresan tabularına yer verilmiştir, örneğin; Palawan’da yaşayan Agutainolarda dul bir kadın kocasının ölümünden sonraki yedi sekiz gün kulübesinden dışarıya adım atamaz, sadece geceleri, kimseyle karşılaşamayacağı zamanlar dışarı çıkabilir. Onu görenler anında ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağından, kadın kimse yanına yaklaşmasın diye adım başı tahta bir çubukla ağaçlara vurur, ve bu ağaçlar da çok geçmeden kurur gidermiş zaten.
Freud insanın düşünsel tarihinin üç evresi olduğunu söyler. Önce animizm denilen totemlerin işlerliğin hakim olduğu, sonra dinler evresi ve en sonunda da bilimler evresi. Freud ilkel toplumlardan günümüze kadar