İsmail Özdemir

Kendimizi Allah'a emanet edersek o bizi kayırır...Allah gibi bir mevlası olandır şahıs nasıl daralır, şaşarım ?
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Mümtehine suresi 1. Ayeti kerime tefsiri Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim 1. “Ey İnananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar, size gelen gerçeği inkar etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz; oysa onlar, Rabbiniz olan Allah’a inandığınızdan ötürü sizi ve peygamberi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer sizler Benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben, sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden onlara sevgi gösteren kimse, şüphesiz doğru yoldan sapmıştır.” “Ey mü’minler! Benim de, sizin de düşmanınız olanları sakın dost edinmeyin, velî edinmeyin. Benim bildiğim, sizin de bildiğiniz düşmanları, sizin bilmeyip de Benim bildiğim düşmanlarınızı dost edinmeyin.” Bizim bildiğimiz açık düşmanlarımız olduğu gibi, bizim bilemeyip de Allah’ın bildiği münâfıkça düşmanlık besleyenler de olabilecektir. İşte onları asla dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği, kitabı, peygamberi, imanı, hidâyeti, tevhidi inkar edip dururlarken, siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Oysa onlar sizler sırf Allah’a inandınız diye sizi ve peygamberi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Allah’a imanı en büyük suç kabul ediyorlar. Allah’a iman edenlere düşman kesiliyorlar. Eğer sizler Benim yolumda Müslümanca bir hayat için cehd ve gayret etmek, Benim rızamı kazanmak için yola çıkmışsanız, bu iddianızda samimiyseniz onlara nasıl sevgi gösterisinde bulunabilirsiniz? Bilmi-yor musunuz ki Ben sizin gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilmekteyim. İçinizden Allah düşmanlarına sevgi gösterenler şüphesiz dosdoğru yoldan çıkmıştır. Bu âyet sahâbeden bize intikal eden pek çok rivâyete göre Hatıb bin Ebî Belta hakkında nâzil olmuştur. Hudeybiye anlaşmasından sonra Mekke
Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim İnkar edenler: "Ey bizin Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi doğru yoldan saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım, böylece cehennemin en altında kalanlardan olsunlar." diyeceklerdir." (Fussilet 29) Evet o gün insanlar azabı boylayınca, cehenneme yuvarlanınca bakın şöyle diyeceklermiş. Ya Rabbi! Ne olur, şu bizim hayatımızı bozanları, bizim senin kitabınla diyaloglarımızı kesenleri, senin âyetlerinle aramıza girerek âyetlerini yasaklayanları, bize bozuk düzen programlar yaparak ve işte din budur diyerek bizi senin kitabından alıkoyanları, senin kitabınla tanışmamıza engel olanları, kendi kanunlarını, kendi talimatlarını senin ayetlerinin önüne geçirerek bizi senin kitabına gitmekten alıkoyanları, bizim gündemlerimizi değiştirerek senin kitabına ulaşma imkânlarımızı öldürenleri, başka kitaplar, başka önderler ihdas ederek senin kitabını ve peygamberinin sünnetini kamufle etmeye çalışanları bize bir göster. Göster ki onları ayaklarımızın altına bir alalım. Göster ki onları bir ezelim. Onları aşağıların aşağısı yapalım. Ya da onları cehennemin en esfeline yuvarlayalım diyecekler. Evet kendilerine Allah’ın âyetlerini anlatmayan, kendilerini Allah’ın kitabıyla tanıştırmayan babalarını, kocalarını, hocalarını, üstad larını, komşularını, liderlerini arayacak insanlar onları ayaklarının altına almak için. Kendilerine kötü çığırlar açan, kendilerine kötü miraslar bırakan ve böylece kendilerinin şirke düşüp cehenneme yuvarlanmalarına sebep olan öncülerini önderlerini arayacak insanlar. Cehenneme yuvarlanmak üzere gittikleri kötü çığırı açıp onlara miras bırakanları arayacaklar. Öyleyse aman ha din budur diye çocuklarımıza çok kötü bit miras bırakıp da, bizden sonra
Sebe suresi 31-32-33 ayeti kerimelerinde önderler liderler, yöneticilerle ile yönetilenler arası tartışmalar Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. 31. “İnkâr edenler: “Bu Kur’an’a ve ondan öncekilere inanmayacağız” dediler. Sen bu zalimleri, Rablerinin huzurunda dikilmiş oldukları zaman, suçu birbirine atıp dururken bir görsen! Güçsüz sayılanlar, büyüklük taslayanlara: “Siz olmasaydınız biz inanmış olacaktık” derler.” Evet kâfirler biz ne bu Kur’an’a, ne de önündeki kitaplara inan-mayacağız diyorlar. Ne bu kitaba, ne de bu kitaptan önce indirilmiş olanlara iman etmeyeceğiz diyorlar. Peygamberim, sen böyle diyen zalimleri Rableri huzurunda tevkif oldukları zaman bir görsen! Suçu birbirlerine atıp dururlarken onları bir görsen! Dünyada atıp tutuyorlardı alçaklar, Allah kimmiş? diyorlardı. Peygamber de kimmiş? Di-yorlardı. Kur’an da neymiş, bu kıyamet te ne zamanmış? diyorlardı. Biz kesinlikle bu saçmalıklara inanmayız diyorlardı. İman etmiyor-lar-dı, teslim olmuyorlardı, kulluğa yanaşmıyorlardı. Rablerine secdeye, Rablerinin hayat programına yönelmiyorlardı. Allah karşısında güç iddiasında, bilgi iddiasında, varlık iddiasında bulunuyorlardı. Ama artık şimdi Rableri huzurunda tevkif olmuşlar, tutuklanmışlar ve her şeyleri bitmiş. İşte böyle rezil ve perişan bir durumdayken onları bir görseydin peygamberim. Evet bir kısmı bir kısmına söz atmaya başlayacaklar. Atışmaya, birbirleriyle sataşmaya, birbirlerine suç atmaya başlayacaklar. Sen yaptın, sen ettin, sen saptırdın, senin yüzünden oldu demeye başlayacaklar. Bakın herkesin tutuklandığı bir ortamda mustaz’aflar müstekbirlere, yönetilenler yönetenlere, idare edilenler idare edenlere, güdülenler güdenlere, tabi olanlar tabi olduklarına diyecekler ki, “siz olmasaydınız biz
Emri bil maruf nehyi anil münkerin önemi
Allah’ın kendilerini helâk edeceği ve şiddetle azaba uğratacağı bu insanlara niçin nasihat ediyorsunuz? Demişlerdi." (A’râf: 164) Yâni bu Allah’ın kalplerini mühürlediği, Allah’ın kendilerine azap edeceği bu insanları neden uyarıyorsunuz? Adam olmayacakları kesin belli olan bu adamları uyaracağız diye niye ömür tüketiyorsunuz? Niye yoruyorsunuz kendinizi? Bunlar adam olmaz! Bunlar yola gelmez! Boşuna niye uğraşıyorsunuz? Demişlerdi de, bakın öteki müslümanlar şöyle diyorlardı: "Rabbinize karşı bir mâzeretimiz olsun diye, bir de belki sakınırlar diye biz onlara nasihat ediyoruz dediler." (A’râf: 164) Evet yarın Rabbimize karşı bir mâzeretimiz olsun diye bunu yapmaya devam ediyoruz! Yarın soracak Rabbimiz: Ey kullarım! Yanı başınızda günah işleyen insanları görüyordunuz da ne yaptınız? Onları uyardınız mı? Onlara hakkı duyurdunuz mu? diye sorduğu zaman: Evet ya Rabbi sen şahitsin ki, biz vazifelerimizi yaptık! diyebilelim diye bunu yapıyoruz bir; bir de bilmiyoruz ki, belki bugün olmazsa yarın adam olurlar! Bugün dinlemezse yarın dinlerler diye bunu yapıyoruz! diyorlar. Evet elimizde bir liste yok ki! Kimler adam olacak, kimler olmayacak? Kimlerin kalbi mühürlenmiş? Kimler asla yola gelmeyecek? Kimler de yarın dönecek? Bunu bilmiyoruz ki! Onun için belki adam olurlar diye bu görevi yapmaya devam ediyoruz dediler. Öyleyse şunu hiç bir zaman hatırımızdan çıkarmayalım: Karşımızdaki muhataplarımıza yapacağımız uyarının bitmesinin iki şartı vardır: Ya geberecek o muhatabımız Ebu Cehil gibi, bizim vazifemiz bitecek. Ya da müslüman olacak Ebu Sufyan gibi, bizim görevimiz bitecek. Değilse gebermedikçe ve müslüman olmadıkça bizim ona yapacağımız tebliğ bitmeyecektir. Efendim ben namaz kılmayan komşuma yüz kere anlattım, iki yüz kere anlattım, artık benim görevim bitti, yok.