h

h
𔓘
Âşık, sevgiliye her yönelişinde bunun bir fetihle sonuçlanacağını düşünür. Her defasında bu düşüncenin bir vehimden ibaret olduğunu görmesine rağmen fikrinden vazgeçmeye yanaşmaz.
Reklam
Hep öyle mi olur acaba? Bir şeyi anlamaya çalıştıkça yollar çatallanıyor. Sonunda karar verip birinde yürümeye başlanıyor. Ama o ukde asla terk edecek gibi görünmüyor ve fısıltısı uzayıp duruyor: “Aptal, asıl öteki yoldan yürümeliydin, şimdi artık geriye dönemezsin! İleri gitmekse aptallıktır, çünkü yolun yanlış olduğu açığa çıkmıştır. İleri gitmek açmazı çoğaltmak olur, geri dönmekse heba edilmiş çaba! Çık çıkabilirsen!”
Defalarca tecrübe ve teyit etmişizdir: İnsanlar önce bir yerde doğarlar ve sonra genellikle o yere benzerler.
Mecnun’un aşkı dillerde dolaşmaya başladığında, babasının onu Kâbe’ye gönderip bu beladan kurtulması için dua etmesi talebinde bulunmasına, Mecnun Kâbe’ye gitmeye razı olarak olumlu cevap veriyor. Fakat Kâbe’de, bu beladan kurtulması için değil, fakat bu belanın (aşkının) çoğaltılması için dua etmesi, bize gerçekten mecnunane bir âşık portresi sunuyor. Daha sonra, Mecnun’un düştüğü belayı görerek Leyla’yı Mecnun için kabilesinden isteyen Nevfel kabilesinin reisi bu talebi reddedilince onlara karşı savaş açar. Ne var ki, bu savaşta, Mecnun, Leyla’nın kaçırılıp kendisine verilmesi için değil, fakat Leyla’nın kabilesinin (sevgiliye ait olan değerlerin) zarar görmemesi için dua eder. Nevfel kabilesinin başkanı durumu öğrenince nasıl bir “deliye” çattığının farkına varır ve Leyla’yı alabilecek durumdayken teşebbüsünden vazgeçer.
Hz. Âdem: “Ya Rabbim, kalbim ona meyletti, sanki ciğerimden bir parçadır.” dedi.
Reklam