...Dedim aldırmayın
'Mülhid ve münkir' değiliz
Yeni düştük toprağa
Her şeyi bilmiş değiliz
Aydınlığımızda henüz
Hayli karanlığımız var
Bırakalım davamızı zamana
Zaman
hareketin bilincine
Işık emziren anadır
Zaman engin
Zaman güzel
Zaman gerçekten yanadır
Bize gelince biz
Cehennemler rağmına
İlim ile iş gibiyiz
Gümüş şarapta demlenen
Ballı bir yemiş gibiyiz.
Ey gümüş tüylü, pırlanta bakışlı, ulu tilki ,çık şu zirveye, ufuk çizgisine bak! Bizi kamburlaştıran, kümbet kemeri gibi eğen ağır gecelerin ufuk çizgisi olmaz deme! Tüm firari kıvılcımlar, ipe çekilmiş arzular ,mengene malülü sırlar ,yediverenler,doğmamış gelecekler ,o çizgide gizlidir.
"Körlerin gönül gözü görülmezi görür Zinê. Bu koca alem ,bir körün kafasının içine sığar. Körlerin renk sayısı yetmiş yedidir. Körlerin menzili şafağın söktüğü yerden başlar. Körün kendi karanlığında yarattığı dünya, gerçek dünyadan daha güzeldir .Karanlığın hası, halisi körde bulunur.Her kör kendi karanlığında o karanlık kadar güzel, o karanlık kadar mübarek bir aydınlık yaratır... Yetim seslerin sığındığı sıcak mağaradır, körlerin kulağı.."