ÖZLEMİN SİTEMİ!
Daha ne kadar beklemeliyim seni? Hayallerime ne zaman karışacaksın? Ne zaman seninle hayatı dolu dolu yaşayacağım? ​Şimdi sadece bir varsayımsın; daha ileriye götüremiyorum seni çünkü gerçekleşmeme ihtimalin de var. Sen en iyisi mi daha fazla bekletme de gel, yüreğimin en kuytu köşesine yerleş. Yerleş ki bekleyişlerim son bulsun, hayallerim dolsun, hayatım canlansın. ​Biliyorum, gelmenin de bir zamanı var ama gelirken yolların uzamasından korkuyorum. Bunları acele et diye söylemiyorum; sen yine vaktinde gel. Bakma, benimkisi dayanılmaz bir özlemin sitemi... (Kalemimden) *Yüreği pare pare olan bir arkadaşıma ithafen
İnsan ve Duygular
Ev ve Ebeveynlere İthafen/Lilovanna
'Sanki ebeveynlerim büyüdükçe küçülüyorlarda ben onların daha çok ebeveynleri oluyorum gibi. Oysa çocukken daha saf değil miydi duygularımız, hani neredeler? Ama hayalimdeki evde bunların hiçbirisi olmayacak.'
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ev ve Ebeveynlere İthafen/Lilovanna
'Bu ev öyle bir ev ki bütün değerler yitirilmiş. Sanki modern dünya getirileri misafir olarak uğramışta bizim ev onun misafirliğini unutmuş gibi. Ne ölümler ne yaşamlar. Hiçbirinin bir değeri yok bu evde. Hala var olan değerleri, duyguları göremezsiniz bizim evde ahali. Ölümün bile öylesine uğradığı bir yere dönüşmüş bizim ev de fark etmemişiz meğersek. Ortada dönen sürüyle duygu var bu evde. Ancak hiçbirisi nefes alamaz bizim evde çünkü oksijen yok. Bizim eve gelseniz sizi sadece tahtalı köy yolcusu olarak uğurlarız baylar.'
1000Kitap
Yol kenarında gördüğüm #tarlasarmaşığı'na ithafen...
"Kızılderili şefleri trenle Newyork’a getirildi. Bir heyet kendilerini karşıladı.Konuklara toplantı öncesi kenti gezdiriyorlardı.Sokaklardaki insan seli, arabaların, iş makinelerinin gürültüsü kızılderilileri şaşırtmıştı... Bir ara Oglala lakhotaları’nın şefi ve şamanı Karageyik bir ağustos böceğinin şarkısını duyduğunu söyledi.Diğer reislerde onayladı ama beyaz adamlar inanmadı.Kentte ağustos böceğinin olmayacağını, olsa bile bu gürültüde duyulamayacağını söylediler.Karageyik ısrar etti.Arabayı durdurdu,indi, ilerideki parka gitti ve bir ağaçta ağustos böceğini gördü.Amerikalılar şaşırmıştı... “olamaz” dediler, “sende doğaüstü güçler var.” “hayır” dedi karageyik, “ağustos böceğini duymak için doğaüstü güce ihtiyaç yok.” “o zaman biz niye duymadık?” dediler. Kara geyik cebinden metal bir 50 sent çıkardı, kaldırımda yürüyen insanların arasına yuvarladı.Bir anda herkes “acaba benden mi düştü?” diye paraya bakmaya başladı. karageyik yanındakilere sordu: “anladınız mı?” “anlamadık” dediler. anlattı; “bir insan için önemli olan, nelere değer verdiğidir. Çünkü her şeyi ona göre duyar, ona göre görür ve ona göre hisseder.Siz doğaya değer verseydiniz, ağustos böceğinin şarkısını duyardınız...”
Yarım Akıllılara İthafen
Yüzünün sadece yarısını kadraja sığdırıp güya gizemli bir hava katmaya çalışan eski anonim hesaplar, hakikaten neyin peşindeler acaba; pazar yerinde hileli mal satan esnaf gibi bir de utanmadan yüz görümlüğü mü bekliyorlar? İnsan anatomisinden de mi habersizsiniz; yüz zaten simetrik bir yapıya sahip olduğu için ortalama bir insan zihni, o boşluğu aynalama yöntemiyle zihninde zahmetsizce tamamlıyor zaten; ne oldu şimdi, yarım yüz kardeşimiz bu basit zihniyet oyununu tahmin dahi edemeyecek kadar akıl fukarası mıydı, yoksa biz o eksik resmi tamamlayınca üstün bir başarı ödülü mü kazanmış olduk? Amaç nedir, neyi gizlediğinizi sanıyorsunuz ey yarım yamalak yüzlüler? Yine dijital lağım kapaklarının açılmasıyla önümüze düşen garip bir furya, yine fıtrattan uzak, ucuz ve rüküş hareketler: Beni fark edin ama fark ederken de çok şaapmayın! Şaapmak nedir? İşte tam da bu ciddiyetsizliğin, bu ne idüğü belirsiz arafta kalışların kendisidir! Son zamanlarda bu vıcık vıcık samimiyetsizlikleri gördükçe her secdede aynı niyaza duruyorum: Zihnen, fikren ve ruhen aklı git-gel içinde olmayan, şahsiyet sahibi müstakim insanlara denk getir beni ya Rabbim! Hayatta bir şeyi yarım yapmak, yarım sevmek, bir meseleyi yarım bırakmak benim fıtratımda asla kabul görmeyen, tahammül sınırımı aşan en büyük hastalıktır; işte bu yüzden yarım yüzleri ve arkasındaki kof ruhları hiçbir zaman sevemeyeceğim. Hayatımda yarım bırakılmış hiçbir işe, hileli hiçbir niyet kırıntısına tahammülüm olmadığı gibi, bu estetik korkaklığı sergileyenleri de gördüğüm an hiç acımadan engelliyorum; ne de olsa bu ara elimiz tam manasıyla alıştı o temizlik butonuna. Anket yapacağım, yüzümün yarısını gösterebilirim bunun için mesajlarınızı bekliyorum. Şayet yüzümün yarısını görmek istiyorsanız 3416'ya SMS atın yada
1000Kitap
26 yaşıma ithafen
sanma ki geç kaldın, tam vaktinde oluyor her şey.
Alıntı