Şimdi bu inceleme sadece seri değil yazar hakkında ki yorumlarımı da içerecek öncelikle bunu söyleyeyim, ilk olarak normal kitabı eleştireceğim sonra da yazara geleceğim
Bu kitabın yazımı ilk kitaptan iyiydi, ilk kitapta karakterler arası diyologlar ilişkiler çok çok yüzeyseldi bu kitapta bu baya gelişmişti.
İlk kitapta beni sıkmıştı hem bazı yerlerde çok bunalmıştım, bu kitapta da yine sıkıldım ama yine hani ilk kitaba nazaran bu kitabın daha akıcı ve daha heyecanlı ilerlediğini söyleyebilirim.
Yine kitabın işleyişi çok klişe ve çok tahmin edilebilirdi. Hani olan herşeyi en başından biliyordum ve Asilin ne halt olduğu, Kunter ile kızın ilişkisindeki o bağlam kitabın hatta serinin en başından beri çok çok tahmin edilebilir bir durumdaydı. Açıkçası hiç şaşırmadım. Ama diyebilirim ki olay bazında çok büyük gelişme vardı hani o ilk kitapta ki işleyişle ve kurguyla ilgili o amatörlük bir tık daha gitmişti.
Bu kitapta beni şaşırttan ve bir tık daha ilk kitaba göre beğenmemi sağlayan husus karakterlerin gelişimi ve yapabileceklerinin sınırının olmamasıydı. Burayı karakterler bazlı gideceğim
Açıkçası ilk kitapta Kunter'in yazımını çok beğenmiştim hani tam bir anti-hero havası veriyordu ve karakterin yazımından da umutluydum. Bu kitapta karakterin geçmişine iniyoruz ve daha çok tanımaya başlıyoruz. Ve açıkçası bana bu tanıma süreci,
ya aslında o kötü değil kötü olmak zorunda kaldı klişesini işleyişi bakımından biraz sönük geldi. Tabiki karakterin belli bir şeylerden tetiklediği,
ancak ben biraz daha burada şeyi bekliyordum karakterden evet ben bunları yaptım ama bunları seçmek de benim kararımdı gibisinden bir itiraf ve gerçekçilik yani yaptığı kötülükleri bir tık daha sahiplenmesi o istemiştim. İkinci şikayetim ise Kunter bize kitap boyu her şeyi tir tir titreten
Tolstoy ,itiraflarim kitabında "bir büyücü gelse ne istiyorsun dese cevap veremem "der .. çünkü sokratdan gorkiden şekspirden daha ünlü olunca ne olacağım ki, ne olur elime ne geçer diye sorar ..inancsizlik onu varoluşsal bir boşluğa itmistir. Sonlu olan biri sonsuz bir yaratıciya bulamayınca anlam krizi yaşar ..ama Sonlu:sonsuz olunca o zaman hayatı anlamlasir ve yaraticiyla uzlaşarak bir hayat sürer ..Ve ölünce end olmayacağını inanırsa hayat motivasyonu artar ve İntiharı aklından geçirmez ve hayata sıkkı iplerle tutunur ..Tolstoy, sık sık şu pasajı dile getirir "cahil ve bilgisiz insanları çok kıskandığım olmuştur "Çünkü Bilgelik kişiyi acıya itmistir şayet bilgeliği ulvi bir yaraticiğa hizmet etmiyorsa ..Tolstoy da inanmak istemiştir ama içindeki sorulara kilise cevap verememiştir .. 80 yaşlarında evde bi sabah ansızın kaçıp bir tren garında düşüp yaralanır ünlü yazarı biri evine alır vee Tolstoy eve gelen karısını istemez 10 gün sonra ise yarasından ölür ..
İtirafLev Tolstoy · İş Bankası Kültür Yayınları · 202229,3bin okunma
Bu kitabın dark romance olduğuna emin miyiz? Çünkü bu tarz kitaplarda böyle greenflag erkeklere rastladığımı hatırlamıyorum. İtiraf etmeliyim ki bu seriye aşık oldum resmen. İlk kitabını da çok sevmiştim, ama bu kitaba ise bayıldım. Serinin şuan iki kitabı türkce çevrilip ama şimdiden en sevdiğim kitabı oldu. Diğer kitaplarını merakla bekliyorum.
Ana karakterler: Kiara Murphy 24 yaş, Liam Byrne 39 yaş.
Konusu
Kiara'nın babası irlanda m@fyası için çalışanlardan biri, ama Kiara bunu bilmiyor ve aynı zamanda da babası çok hasta olduğu için onu tedavi ettirmek amacıyla bir şirkette işe baş vuruyor ve kabul ediliyor. Fakat bu şirketin CEO'su Liam Byrne'dir. Bura kadar sıkıntı yok. Peki sıkıntı nerde? Şimdi geliyorrr.... Finn Byrne Liam'ın üvey kardeşi, aynı zamanda sapık, takıntılı manyak, ş*refsiz biri. Maalesef, şirkette çalışıyor ve Kiara'ya takıntılı olduğu için onu annesini öldürmekle tehdid ediyor ve birgün çok geç olmadan Liam Kiara'yı kurtarıyor. İşte olaylar böyle başlıyor.
Bu kitapta en çok erkek karakterin kıza davranışlarını seviceksiniz. Sevdiği kadını koruyan, onun yaralarını saran, onu iyileştiren, canından çok seven bir karakteri okuyacaksınız ve bayılacaksınız.
İncelemem bu kadar. Serinin diğer kitaplarında görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Gözü Tamamen Kapalı filminin esinlenildiği bu kitap, filmi izledikten sonra beklentimin çok çok altında kaldı. Tabii bunda Kubrick'in muhteşem katkıları olduğu için şaşırmadığımı itiraf edeyim.
İstanbul Hatırası – Ahmet Ümit
"İstanbul artık sadece bir şehir değil benim için; bir hafıza, bir yara, bir sevda"
Başkomiser Nevzat serisinin değerli bir parçası olan bu kitap, Ahmet Ümit'in kalemine iyiden iyiye ısındığımı hissettirdi ben de diyebilirim. Tamamen hayal kırıklığı demek abartı olur ama her şey de pembe değildi.
Olumlu yanlarıyla başlayalım: Kitabın İstanbul'u anlatışı gerçekten başarılı. Sarayburnu'ndan Ayasofya'ya, tarihi yarımadanın her bir taşına işlenmiş gizem ve geçmiş... Yazarın şehre duyduğu sevgiyi her sayfada hissediyorsunuz, mekan tasvirleri oldukça başarılı. Yedi tarihi mekan ve yedi cinayet konsepti de kurgu olarak oldukça zekice.
Ancak bazı noktalarda Ümit'in kalemi fazla coşmuş ve ana hat olan polisiye kurgunun önüne geçmiş. Romanın bazı yerlerinde konudan kopmalar yaşanıyor ve uzayan diyaloglar insanı yorabiliyor. Hatta bir kaç defa kitabı yarım bırakmayı düşündüğümü itiraf edeyim. Bu yüzden bazı okurlar kitabı "ağır ve sıkıcı" da bulabiliyor . Üstelik bu kadar sayfa sonunda ulaştığımız sonu çok da şaşırtıcı değildi. Bununla birlikte yazarın kalemine alışmaya başladığım ve bu dünyanın içinde kaybolduğum için tamamlamış oldum.
Genel olarak, sonuna kadar sabredince dolu dolu bir İstanbul gezisi sunuyor ama polisiye tansiyonu çok yüksek bir kitap beklentisi ile girilmemeli. Bu kitaptan bana asıl kalan, tarihi bilgiler oldu diyebilirim, daha fazlası değil.
Peki Ya Siz?
· Kitaptaki tarihi mekanlar ve İstanbul betimlemeleri sizce başarılı mı, yoksa bu kısımlar da kitabı bölüp duruyor muydu?
· Ahmet Ümit'in Başkomiser Nevzat serisinin en iyi kitabı sizce hangisi?
· Polisiyeden çok bir "İstanbul Rehberi" olarak okunursa daha mı iyi olur bu kitap?
İstanbul HatırasıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943,1bin okunma
! Spoiler içerebilir !
Siz sevdiği kitapları tekrardan okuyanlardan mısınız bilmiyorum ama ben değilim. Ne kadar sevsem de elim bir okuduğuma bir daha kolay kolay gitmiyor benim. Biraz herhangi bir yerde kıpırdayamaz hale gelecek şekilde kök salmamak için biraz da daha okumamış olduğum kitaplardan yayılan bilinmezliğin, farklı bir düşüncenin, cümlenin, karakterin cazibesinden sanıyorum. Başka nedenleri de olabilir. Yalnız birkaç seferdir okuduğum kitapları daha bitirmeden tekrar okumanın hayalini kurarken buluyorum kendimi. Kitaba daha onu bitirip bir kenara atmadan tekrar çekiliyorum. Feniçka da bu duyguyu iliklerime kadar hissettiğim bir kitaptı bir süredir. Çok kısa bir zaman önce okumama rağmen tekrar elime aldım onu.
İlk okumamda çok etkilenmiştim. Sürekli bir sonraki sayfanın heyecanı içinde bazı yerleri çok da anlamasam da geçmişim. Bunu çok net fark ettim. Tekrar okuduğumda mekanlar diğer kişiler vs. ye dair şeylere çok daha dikkat etme fırsatım oldu.
Salomenin hayatını çok daha iyi bilerek okuyunca içinde kendi hayatına dair daha çok şey gördüm. 8. Sf'da hem yazarına hem karakterine ait ortak özellikler göze çarpıyordu:
•Moskovada doğmuştu. (St. Petersburgda doğdu)
•Eski bir askeri doktor olan babasıyla (Salomeninki de rus general) birlikte daha küçük yaşlarda İsviçreye gitmiş, burda üniversite öğrenimine başlamıştı.
•Babasının ölümünden sonra (17 yaşında kaybetmiş Salome de babasını) bir yığın çaba gerektiren uğraşlarl, ders vererek, her türden çeviriler yaparak azimle eğitimini sürdürmüştü.
•Anlaşılan Zürihte (Salomenin okuduğu yer) arkadaş olduğu pek çok erkekle birlikte okuyordu.
Bunlar yakalaması kolay benzerliklerdi ama dediğim gibi ben kitap boyunca bunları gördüm. Eğer Salomeyi Nietzsche'nin evlilik teklifini reddeden kadın olarak tanıyorsanız
FeniçkaLou Andreas-Salomé · İş Bankası Kültür Yayınları · 20219,5bin okunma