İğrençlik ve acılarla geçen bir çocuklukmuş. Nedense bana pek korkunç gelmedi, içinde yetiştiğimiz ortam farklı değil ya. İşkence ve dayaklara aldırmadım, o kalp kıran sözlere aldırdığım kadar. Ama bir bakarsın, dede gibi bir karakterin iyi mi kötü olduğuna karar veremiyorsun, en azından benim için. Son satırlarda mesela "Sen benim boynuma asılı bir madalya değilsin, burada artık yerin yok, git hayata atıl" derken, çocuktan kurtulmak mı, ona sorumluluk yad etmek mi istiyor? İşte kitap boyunca benim dikkatimi en çok çeken de bu dedenin ilginç, iki yüzlü mü ne karakteri.
"İyi İş" denen gizemse beni içten yaralamıştır. Dışlanmaları ve nefret duygularını artık aldırmama seviyesine ermiş, kırıcı sözlere ve zorbalara alışmış bir adamcıktır. Benzer duygulardan payını almış çocuğumuzun da ona sempati taslaması, onu kendine adeta bir ruh arkadaşı olarak görmesi, "Yalnızım" dediğinde, yasaklara rağmen, o rağbet görmeyen adamın yanından ayrılmaması... Tam bir duygu yığını, korkunç bir gerçeklik, hiç mi ama evet hiç yabancı gelmeyen bir karakter.
Gorki'nin son bölümlerde yazdığı bu iki paragraf aslında her şeyini özeti:
"Rusya’daki o barbarca yaşayışın iğrenç kötülüklerini belleğimde canlandırmaya çalışırken, zaman zaman kendime şu soruyu sorduğum olmuştur: Bütün bunları kayda geçirmeye değer mi? Her seferinde de ve gittikçe daha büyük bir inançla ‘evet’ yanıtını bulmuşumdur, zira, iğrenç de olsa, bütün bunlar gerçeğin ta kendisiydi, bugün de öyledir."
"Ta köklerinin dibine kadar bilinmesi gereken gerçektir bu. Anlatmalıyız, çünkü ancak bu sayede bunların kökünü kazıyarak belleklerimizden, insanoğlunun vicdanından, bizim bütün o insan ruhunu baskı altında tutan iğrenç yaşantımızdan tamamıyla silip atabiliriz. Bu korkunç olayları anlatmaya beni zorlayan bir başka, çok daha