Geçmişe dair pek çok şey hatırlayabilirsiniz, bunları her hatırlayışınızda canınız da yanabilir. Ama söz konusu olan sadece anılarsa ve geriye o anıların içinde toplandığı bir kanıt kalmamışsa, işiniz daha kolaydır. Çoğu kez bunu yapmak da elinizdedir. Görmeseniz bile hep nerede olduğunu bildiğiniz acı ifadeli bir ihtiyar gibi sizi bekleyen mektuplar, hediyeler, resimler, gün gelip çekmecelerden, tozlu dolaplardan çıkarılır ve birkaç damla gözyaşı eşliğinde yok edilebilir. Ama bir ev..
Artık biliyorum, çocukken boynunuza asılan yafta hiç değişmiyor. Ne kadar çabalarsanız çabalayın, ne kadar görmezden gelirseniz gelin, o hep orada. Ve ne yazık ki, aradan yıllar da geçse, onun üzerinde yazılanlar zaana yenilmiyor. Eskimiyor, silinmiyor, yok olmuyor. Önce onu okuyor insanlar. Ve onunla hayattaki yerinizi alıyorsunuz.
Ne dayanılmaz bir arzudur satırların arasında kaybolmak ve seni hiç tanımayan, ama anlayabilecek insanların dünyasına adım atabilmek.. Büyüdüm, ama hala o günlerden farklı düşünmüyorum. Onca yakınımda olanlar bu denli yabancı olabiliyorsa, neden bilmediğim yerlerde yaşayan birileri bana daha yakın olmasın?
Ben unutmaya yatkınımdır. Çok akıllıca olduğunu iddia etmiyorum. Ama hatırlamak yoruyor beni. Oysa unutursanız, bunu başarabilirseniz, dingin zamanlar ve temiz bir bellek sizin demektir.