Cahide Birgül

Cahide Birgül

Yazar
8.5/10
45 Kişi
·
119
Okunma
·
10
Beğeni
·
877
Gösterim
Adı:
Cahide Birgül
Tam adı:
Cahide Birgül (Sesveren)
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 9 Nisan 1956
Cahide Birgül (Sesveren) 9 Nisan 1956'da Ankara'da doğdu. İlk ve ortaöğreniminden sonra A.D.M.M.A. Mimarlık bölümünü bitirdi. On beş yıl süreyle Ankara'da bir devlet kuruluşunda çalıştı. Bu sırada yazdığı Radyo Oyunları ve Arkası Yarın'lar TRT Ankara Radyosu'nda yayınlandı. 1993 yılı ilkbaharında İstanbul'a taşındı. "Fotoğraflar", "Düşlerin İçinden" ve "Biblolar" adlı tiyatro oyunlarını yazdı. Deneme türü bazı yazıları Pazartesi dergisinde yayımlandı. Geceye Uyananlar adlı bir romanı bulunmaktadır (2000).
"Hayatımıza gidenlerle bazı cümleler de sızıyordu içeri. İnsanlar kaldıkça kalıyor, onlar çekip gittiklerinde ise silinip yok oluyorlardı."
Güneş sizin topraklarınızda batmışsa, başka bir yerlerde doğduğunu düşünmezsiniz. Gecenin bütün dünyayı kapladığını sanırsınız.
Beklemenin bir onuru var, beklemek güçlü bir duygu. Bir gün istediğinizin gerçekleşeceğine yürekten inandığımızı gösteren tek şey ise beklemeye hak ettiği değeri verebilmektir bana kalırsa. Başka hiçbir duyguyu ve hiç kimseyi karıştırmadan beklemek... Ama insanlar çoğu kez bunu başaramıyor. Çareler arayıp sağa sola saldırdıkça sadece inancınızın güçsüzlüğünü ve başkalarının yardımına ne denli muhtaç olduğumuzu göstermiyorsunuz. Daha kötüsünü yapıyor, dileğinizi basitleştirip ayağa düşürüyorsunuz. Sonuçta yeniliyorsunuz.
336 syf.
·Puan vermedi
Soyun ve toplumun devamı için bulabildiğimiz en sevgi dolu(!), en güzel en sağlıklı(!) çözüm “aile” gibi geliyor bize. En küçük birim. Bu birim üzerine inşa ediyoruz her şeyi. Soyun devamı önemli bir şey çünkü. Aynı kanı taşıyan bireylerden oluşan bir birim daha güçlü olurmuş gibi. Devamında bu birimi çoğaltıyoruz. Ve millet ırk diyoruz. Aynı gen havuzunu paylaştığımızı düşündüğümüz için. Ama tabii ortak başka paydalar da bulabiliyoruz. Bu ortak din ortak coğrafya ve bugünler de en revaçta olanı ortak çıkar. Bu tür ortaklıkların isminin değişmiş olması bile bir kavramı etkilemiyor. İyi müslüman ailesi, iyi hristiyan ailesi, iyi türk ailesi, iyi bir yunan ailesi vb. Değişmiyor çünkü bu birimin sağlam olması durumunda tüm toplumun ve ilişkilerin de sağlam olacağı ön görülüyor. Yani başka çözüm yok gibi(!). Aile ilişkileri sağlıklı ve güzel olan birey daima topluma faydalı iyi işler yapan bireyler olur gibi bir varsayımımız var. Etrafa bir bakın kutsanan aile ikonunu her yerde görmeniz mümkün. Hatta reklamlar bile bunu destekleyen yapıda. Oysa tüketilen bir mal ve onun reklamını yapıyorsun illa sağlıklı bir aileye gönderme yapman gerekmez. Bireyler söz konusudur malları tüketmek anlamında. Ama onlar bile vazgeçmiyor bu tür bir imajdan. Hedef kitlesi birey olsa bile aile kavramını kutsuyor.
Ama bu kurgu pek çok yerinden sızıyor aslında. Aile içi şiddet, akraba evlilikleri, gizlenen sakat çocuklar ( Sakat özellikle seçilmiş bir kelime çünkü siz ne derseniz deyin aile ve akraba eş dost için o birey sakattır.), ensest, insan seçme vb. Bir sevgi yumağı olması gereken bu güzel yuva(!) yalanlar adam kayırma ve çıkarlarla dolu bir dert yumağı olabiliyor. Sağlam bir zemini olmazsa yıkıcı sonuçları olabiliyor. Ama kemik kırılıyor yen içinde kalıyor. Konuşulmayan susulan saklanan bir çamur deryası üzerinde inşa ediyoruz çoğu aileyi. Kan bağı ve orada o evin içinde doğmuş olmak bazen bizi zorlayan kısıtlayan bir unsur oluyor. Çizilen imajın aksine.

“İnsanlar neden aile fotoğrafları çektirirdi? Neden çok önemli bir iş yapıyormuş gibi, o kıymetli tatil günlerini bu işe ayırır, çoluk çocuk bayramlık kıyafetlerini giyinip sıkıntılı zamanlar geçirmek üzere fotoğrafçının karanlık dükkanına yollanırlardı? Ve neden belli aralıklarla yenilenirdi bu tören? İnsanın her fotoğrafta biraz daha yaşlandığını, biraz daha bozulup biçimsizleştiğini görmenin hoşluğu nerede saklıydı? Çocukların büyüdüğünü, kucaktaki o muhtaç hallerinden fotoğraf karesinin dışına çıkmak ister gibi sıkıntılı duruşlara geçtiklerini görmezden gelmenin, her şey hala aynıymış gibi fotoğrafları büyük bir kendini bilmezlikle, hatta mutlulukla sıralamanın duygusu nasıl bir şeydi?... Kendini kandırarak suçluluk duygusundan sıyrılanların dünyası, başlarından geçenleri anlamlandıranların, gerçeği görenlerin karşısında ne kadar zavallı, ne kadar eften püften kalıyordu!”

Bulunduğun coğrafyanın sana dayattığı tüm gerçeklerle birlikte aile içine de fırlatılıyorsun. Seçemediğin genler ve ailen senin açmazın çıkmazın ve ya mutluluğun huzurun oluyor. Bu tabloya bir de siyasi politik ve ekonomik şartları da katınca birey olmak hayatta kalmak ve sağlıklı olmak için gereken çabanın ne kadar büyük ve önemli olduğunu görüyorsun.
Yazar aile zeminin seçmiş bu zeminde şiddet ve ensest olmadan da ortaya başka bir garabetin çıkabileceğini göstermiş. Sakat bir kardeş... Tüm dinamiklerini bu hiç konuşmayan ve sürekli gülümseyen kardeş üzerine kurgulamış. İki kişi ağzından yazmış romanı. Sade bir dil seçmiş. Günlük konuşma dili akıcı kısa cümleler. Ama etkisini yitirmeyen bir bakış açısı. Aile içinde susulan her anı anlatmış aslında üstü örtülen, katlanılan, kayrılan anları. Bir eksik veya sakat parametrenin domino etkisini gözler önüne sermiş şu çok güvendiğimiz huzurlu(!) aile kavramı içinde. Elbette yaşadığı zamanın koşullarının tamamını sunmasa da gerekli gördüğü kurguyu tamamlayan yanlarını da katmış romanın içine dozu kadar yettiği kadar. Ve son ana kadar gerilimi sürdürmüş bu iki insanın bize aktardığı her ayrıntıda.
Keyifli okumalar!
208 syf.
·27 günde·Beğendi·9/10
Gölgeler çekildiğinde, sen ‘sen’ olarak kaldığında hatta kendi gölgeni bile kovduğunda; nefes alabileceksin.
Onca koşuşturmaca, onca gereksiz insan ve incir çekirdeğini doldurmayacak düşünceleri.. Hepsi bir anlığına olsun çıktığında hayatından, işte o vakit huzur denene ereceksin.
.
Cahide Birgül yeni tanıdığım için kendimden utandığım bir kalem oldu.. Ruh mu demeliyim?
Bir eserini okuyunca tanıyabilir misiniz sahiden bir yazarı? Ya da bir resmini görüp okuyabilir misiniz aklından geçenleri bir ressamın? Bazen, çok nadir de olsa evet.
O eserde kendinizi gördüğünüzde, o renkler sizin ellerinizi de boyadıysa, o heykellerin kıvrımları sizin de nazarınıza değdiyse evet.. Tanıyabilirsiniz.
Cahide Birgül’ü tanımak benim için bir iç konuşmaydı, bir kavuşma da..
.
Babasıyla yaşayıp giden bir kadın ve o kadına gelen bir mektup. Teyze kızından, üniversite sınavını kazandığını ve ancak onlara yerleşebilirse üniversiteye gitmesine izin verildiğinden bahseden bir mektup.
Hayat aniden değişebilir. Hem de kökten.. Bazen bunun için tek bir mektup yeter. Deniz’in mektubu öyleydi.
Koltukların üzerine serilmiş beyaz çarşafların kaldırılışı gibi. Aniden kalkar tüm toz, gözünüzü yakar ama o koltukları korumanın yoludur o.. Belki de sadece içimizi rahatlatmanın bir yoludur.
Karakterimiz Deniz’i anlatırken; Deniz’i merak ederken, içindeki kurtlar zerrelerini kemirirken ben de hissettim. Son sayfasına kadar gerildim, sevdim, içim ısındı bir yandan ayakucuma kadar üşürken..
.
Dili sade ama sapa yolları da var.
Tezer Özlü’deki o karamsarlığı bilirsiniz, o yılmışlığı.. O tat Cahide Birgül’de de vardı ama içine umut karılmışı. Tam bir dip değil , o denli karanlık değil.
.
Yıldırım Türker’in Cahide Birgül’ün vefatının ardından Kaos GL’de de yayımlanan yazısı da çok etkileyiciydi.. Değinmeden geçmek istemeyeceğim kadar..
336 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
" Yine beni etkileyen bir kitapla karşınızdayım. Cahide Birgül'ün ikinci kitabı Geceye Uyananlar.
Alıntımı,kitaptaki Meltem Gürle'nin nefis önsüzünden yapmak istiyorum.

" İyi bir yazarla karşılaşmış olmanın heyecanından mı, yoksa bu garip hikayenin üzerinmde bıraktığı etkiden mi,uzun süre uyku tutmadı.Bu müthiş kadında kimdi ?O mesafeli diline rağmen insan ruhunun en karanlık yerlerinde nasıl böyle evindeymiş gibi dolaşabiliyordu.Böyle birini herkesin tanıması gerekirdi."
Evet,karanlık bir roman. Biraz kasvetli,biraz çetrefilli, biraz muğlak.Ve son âna kadar yüreğim ağzımda okuduğum, bitmesine rağmen zihnimin derinlerinde hala düşündüğüm çok ama çok etkilendiğim bir kitap.
Roman,1990'larda iki kardeşin ağzından, sade,günlük konuşma diliyle,akıcı ve kısa cümleler şeklinde anlatılıyor.
Zihinsel engelli üçüncü kardeş de anlatılmış. Çekirdek ailede aile yadigarı nesne ve sembolü, toplum ilişkileri ,faili meçhuller, aile içinde susulan her an anlatılmış, aslında üstü örtülen,katlanılan, altı kazınılası anlar..."
336 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Pembe bir atkım vardı,el örgüsü. Sanırım anneannem örmüştü. Okula giderken annem sarardı boynuma.
Yürümeye başlardım okula, annem öyle sıkı sarardı ki atkıyı,ben yürüdükçe nefesim nemlendirirdi atkıyı.
O hissi bilir misiniz? Sıcacık bir his. Kendi nefesinizle karışık yün kokusuyla, soğuk havaya karşı yürümek.
O pembe atkı 4-5 yıl eşlik etti bana. Bir atkıydı ve atkı olmanın tüm gereklerini yerine getirmişti. Sonra ömrünü tamamlamış gibi çıktı hayatımdan. Anısı kaldı ama.
Pek çok nesne gibi.
Bazı nesneler var ki o kadar kolay olmuyor hayatlarımızdan sıyrılıp gitmesi, üzerinden nehirler dolusu zaman akıyor, yanından tanıdık tanımadık onlarca yüz geçiyor da kalıveriyor bir köşede.
Haluk, Memo ve Nilüfer’in babalarından kalan kamçılar gibi.
On üç tane. On üç ilmek gibi boyunlarında.
.
Üç kardeş, masanın ayağı kısa diye sıkıştırılan kağıt parçaları misali hayatları.
Masanın ayaklarıyla bir arada, ama onlardan çok ayrı..
.
Cahide Birgül şu an yaşıyor olsaydı ne olurdu diye düşünüyorum. Bu kitabı okuduktan sonra boşalmış içimle neler derdim ona? Adıyla mı seslenirdim? Olduğu yere gidip kapısında mı beklerdim? Bugün yaşananları hatırlatıp, neden aynıyız diye mi sorardım?
‘O dolmuşların içindeki kayıp yüzler bulunmadı, o okulun önündeki annelerin içi soğumadı’ diye hayıflanır mıydım? Bilmiyorum. Belki sadece susardım yuttuğumuz pek çok şey gibi..
.
Ebrahel Lurci kapak tasarımı ve Meltem Gürle ön sözüyle..
208 syf.
·Puan vermedi
Bazen mutluluk gibi aldatılmak da geriye dönük bir algıdır. Aldatılıyorum demeyiz çoğu zaman. Aldatıl’mış’ım deriz. Tıpkı mutluy’muş’um ya da aşık’mış’ım dediğimiz gibi. Geriye dönüp baktığımızda anlarız kandırıldığımızı; ince ayrıntılar gelir çöreklenir kafamıza da sonra kafamız dank eder. Elbette bu bir genelleme değil farkında olduğumuz anlar da vardır. Bunu da bilerek kabul ederiz. Aldatılmayı mesela. Anne babamızın ya da sevdiğimiz eş dost ve bilimum akrabamızın beyaz diye nitelendirdiği yalanlarını görmezden geliriz. Ya da gelmeyip uzaklaşırız tümünden. Öfke anında da çıkabilir pat diye söyleriz içimizden geleni; daha sonra da çıkabilir sessizce terk ederiz sevdiğimizi.
Geriye dönük düşünüp anları yeniden konuştuğumuzda ya da hatırlamaya çalıştığımızda kimsenin anlattığı kimseninkine uymaz. Çünkü olayın sende ki izi ile karşındakinde oluşturduğu iz aynı değildir. Aynı anı yaşayan iki insan içinde durum değişmez. Bu yüzden kriminal bir olayda ki en zayıf halka görgü tanığıdır. Gerçekliğin titreşen dünyasında herkesin frekansı aynı değildir. (Sicim Teorisi). Hukuksal süreçler bu noktada çok zorlanır ve adaleti sağlamak daha bir karmaşık hale gelir. Bu yüzden görüntü ses ve fiziksel kanıtlar olayları değerlendirip anlamada insan faktörünün önüne geçmiştir. Bir şeyi daha kabul etmek gerekir ki insanlar yalan söyler veya söyleyebilir. Sanırım yalan söyleyebilen ya da mış gibi davranabilen tek canlı da insan.
Bir de geriye dönüp bakmak adını koyamadığımız duygularımızı adlandırmak veya adını değiştirmek için ideal anlardır. Sevmiyor’muş’ tam tersi nefret ediyor’muş’um demek mümkündür veya dostum değil aşkım’mış’ demek mümkün. Bazen de adını koymayı o an istemediğimiz bir gerçeğin farkına varırız da bir aydınlanma yaşadığımızı düşünürüz. Bir sürü küçük ayrıntı yeniden organize edilir kafamızda ve o ana başka bir isim vermemiz gerekir.
Roman yazarın ilk okuduğum kitabı ama örgüsünü kurgusunu sevdim doğrusu. Ayrıntıları yazarken daha gerçekçi ve bana yakın yazmış. Gerçekçiden kastım şudur ki daha az kaygı duymuş yazarken örnek olmak kaygısı taşımamış. İdealist de yaklaşmamış. Herkesin içinden geçenleri olduğu gibi kağıda dökmüş. Ama davranışa değil. Yani kahraman size okuyucuya döküyor içini de romanda rol kesmeye devam ediyor tıpkı bizim gibi. Gerçek hayat gibi. İçimizden geçeni yansıtmamak adına ne çok tebessüm edip ne çok susuyoruz düşünsenize. Roman birinci tekil şahıs üzerinden yazıldığı için bu ikili dünyayı daha iyi aktarmış yazar. Biraz yeraltı edebiyatı esintileri olsa da daha çok dedektiflik romanına yakın. Çünkü yazarın kendi tabiri ile “çorap söküğü gibi kolay gelmiyor gerisi”. İnce ince hesaplamış yazar ayrıntıları yazarken tıpkı (romandaki) kahraman gibi sizde güç bela ayrımına varıyorsunuz yaşananların. Geriye dönüp baktığınızda mış gibi geçtiğini zamanın anlıyorsunuz. Empati kurduğunuzda öfkeleniyor kendinizi intikam planı hazırlarken veya yüzleşme isterken buluyorsunuz. Yazarın anlatım dili sade ve fakat etkili kısa cümleler kurmuş. Ama tiyatro yazarı özellikle radyo oyunları yazarı olma yanının ne kadar güçlü olduğunu betimlemeleri ile size gösteriyor. Ve bence en önemlisi sıradan bir olayın veya anın her insanda farklı tecelli ettiğini çok güzel betimliyor. Bir başka şekilde de yaşanıyor bu olay dedirtti bana. Bakış açısını değiştirirsek olaylar farklı olur dedi yazar bana her satırda. Roman bir zaman dilimi içinde bir sıradan kadının tüm yaşamını gözden geçirdiği bir hesaplaşma içeriyor.
Keyifli okumalar!

NOT: Kitabın elbette bende ki yansımalarını yazdım. Sevdiğim kitaplar hakında yazmayı sevdiğim doğru bu yüzden heyecanlı bir dayatma olabiliyor yazdıklarım. Oysa söylediğim gibi olayları algılama şeklimiz tamamen farklı. Benim beğendiğim bir sürü ayrıntı başkalarına sıkıcı gelebilir. Yazdıklarımı bu adamın penceresi diye okursanız sevinirim. Sonuçta bir incelemeden çok bir tortunun bana kalan tortunun size aktardığım kısmıdır yazdıklarım. İnceleme yazmak ise beni aşar. Saygılar. Kitapla kalın.
208 syf.
·10/10
CAHİDE BİRGÜL "GÖLGELER ÇEKİLDİĞİNDE"
Uzun süre önce okuduğum ama incelemesini yüklemek için ancak fırsat bulduğum bir eser.
Cahide Birgül adını tavsiye ile öğrendim. Okumam için Gölgeler Çekildiğinde kitabını arkadaşım ödünç verdi. Okurken mest oldum. Yazarın diline, üslubuna hayran kaldım. Nasıl daha önce duymadım diye hayıflanırken yazarın 2009'da öldüğünü öğrendimOnu yad etmek için ve benim gibi belki de ilk kez Cahide Birgül adını duyanlar için okuduğum kitabı tanıtmaya karar verdim.

Kutsal aileyi aşındıran, sarsıcı, insanın içini acıtan bir roman olduğunu söylemeliyim başta. Acıttıkça kendini açan, sevdiren, insana ruhun içinde iz sürdüren; gösteren bir kitap.
"Cama yansıyan hayalinden başkasını göremeyen" bir kadının yalnızlığını öyle sarsıcı bir dille anlatmıştı ki...
Öğretmen bir annenin kızı olarak yetişen Esin'in annesine benzeyen tutumlarıyla başlayıp kuzeni Deniz'in onlarda yaşamaya başlamasıyla devam eden bu sarsıcı kurguyu, duyguların okuyucuya nasıl geçtiğini beğenerek okuyacağınızı düşünüyorum
184 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
Cahide Birgül çok genç yaşta hayata veda eden bir yazar.İlk romanı olan Gölgeler Çekildiğinde'yi okuduğumda epey etkilenmiş ve diğer kitaplarının peşine düşmüştüm.Eflatun Koza son romanı Birgül'ün.İlk ve son romanını okumuş oldum böylece.Maalesef Geceye Uyananlar ( Oğlak Yayınları 2000) ve Ah Tutku Beni Öldürür müsün? ( Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 2004) kitaplarını bulamadım.Bulan hediye edebilir bana.️
Gölgeler Çekildiğin'de babası ile yaşayan bir kadının hayatına tanıklık ederken, bu kez annesi ile yaşayan bir kadının hayatına tanıklık ediyoruz.Kadınların ortak noktası paramparça olan hayatları.Birgül'ün iki kitabında da gördüm ki hiçbir şey görüldüğü gibi olmuyor.Mutlaka bir sürpriz bekliyor okuyucuyu.Eflatun Koza'da lezbiyenlik ana temalardan biri.
208 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Güçlü anlatım, çarpıcı metafor kullanımı ve sarsıcı bir kurgu... Şaşırtıcı bir roman; konu, anlatım, üslup açılarından çok güzel bir sürpriz bekliyor okuru o kapağın altında. Ve alışık olduğumuzun dışındaki hassas konuları nasıl grafikleştirmeden anlatmış olması da ders niteliğinde.

Genç yaşta kaybetmişiz yazar Cahide Birgül’ü. Romanını okurken her kayıp gibi bu kaybın da ne kadar üzücü olduğunu düşündüm. Gölgeler Çekildiğinde, yazarın ilk romanı ama sağlam kurgusu ve güçlü ana karakter yaratısıyla hiç de ilk roman gibi değil. Çok başarılı çizilmiş tekinsiz bir kadın anlatıcısı var romanın ve bu tekinsizliğini önce katmerlendirip sonra “gölgelerin çekildiği” anda geçmişe dönüp hikâyesini anlatıyor bize. Aslında okura içini döküyor anlatıcı, bir yandan da kendisiyle yüzleşiyor. Hikâye, özünde aile ilişkileri odaklı gibi görünse de yoğun psikolojik altyapı ile yazar suçluluk duygusunu değişik katmanlarda sorgulamış. Neredeyse cümle başı metafor kullanımı, alışık olmayan okuru yorma riskini taşısa da aslında metaforların hiçbiri gereksiz değil ve hepsinin nasıl da ustalıkla yerleştirildiğine hayran kalıyorsunuz okudukça.


Yazarın arkasında daha geniş bir külliyat bırakamamış olmasına çok hayıflandım. Rahmetle anıyorum kendisini ve elimdeki ikinci romanını okumak için sabırsızlanıyorum.
336 syf.
·Beğendi·8/10
Bu yıl tanıştığım bir yazar Cahide Birgül. Kalemi son derece kuvvetli kurgusu ise bir o kadar insanı çeken bir yapıda. Ama önceden belirteyim ürkütücü ve gerilimi yüksek. Cahide Birgül toplumun aykırı tiplerini,sorunlu bireylerini ve bu sorunların temelinde aile ve içinde yaşanılan toplumun olduğunu belirtiyor. Romanlarında hep bu ana düşüncesinin etrafında şekillenmiş.
Gelelim bu kitaba. Bu kitabın ön sözünde Meltem Gürle 'nin cümlelerine kesinlikle katılıyorum. Karanlık bir kitaptır der ....Uyandıklarında bile gün yüzü göremeyip sonsuz bir karanlıkta yaşayanların hikayesi
Saplantılı bir kamçı düşkünlüğü ile kendini hayali olayların kahramanı ilan eden başçavuş bir baba,üç evladına sahip çıkmak yerine içlerinden en büyüğü olan evladına kol kanat germiş pasif görüntüsünün altında her şeyin merkezinde olan bir anne,kirli işlerin içinde olan bir teşkilatta çalışan ve ailesini korumaya çalışırken korumayan bir evlat olan şiddet ve güce eğilimli büyük kardeş Haluk,ailenin belkide en normal olanı ama aldığı sorumlulukları kaldıramayıp intihar girişimleri bulunan ortanca evlat Nilüfer,ve ailenin zihinsel engelli kardeşi Memo
Bu şekilde sağlıksız bireylerin olduğu ve sevginin olmadığı ve çocukların anne ve babalarını kaybettikten sonra kurmaya ve korumaya çalıştıkları aile düzenlerini konu olarak alsa da yazar 90'lı yılların derin ilişkilerini,faili meçhul cinayetlerini,cumartesi annelerini de ele alarak bozulmuşluğun önce ailede sonra toplumda da devam ettiğini gözler önüne sermiş.
Çok spoiler vermemeye çalışsam da romanı okuyup bitirdikten sonra iyi ki Haluk gibi bir abim yok diyeceksiniz birçoğunuz romanı okuduktan sonra.Romanın iki kahramanın ağzından yazılması Bir Haluk bir Nilüfer gözünden olayların seyri kurgunun daha çekici olmasını sağlamış.
144 syf.
·17 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bir sahaf ziyareti sırasında tesadüfen elime geçen Gölgeler Çekildiğinde, Cahide Birgül'ün ilk kitabıymış.Genç yaşta yaşama veda eden Cahide Birgül , "'Emin Bey Pansiyonu'' adlı tiyatro oyunu ile 1999 Devlet Tiyatroları Tiyatro Oyunu Yarışması'nda üçüncülük ödülü kazanmış.
"Gölgeler Çekildiğinde" kitabı dışında ''Ah Tutku Beni Öldürür Müsün'', ''Geceye Uyananlar'', ''Aklın Yolu Birdir: Talat Halman Kitabı'' ve ''Eflatun Koza'' adlı kitapları varmış.Cahide Birgül ile geç bir tanışma oldu benim için.İlk kitap için de çok başarılı buldum.İnsan ruhunun karanlık yönlerini ortaya koyan, hiçbir şeyin, hiçbir zaman göründüğü gibi olmadığını bir kez daha hatırlatan bir kitap oldu.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cahide Birgül
Tam adı:
Cahide Birgül (Sesveren)
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 9 Nisan 1956
Cahide Birgül (Sesveren) 9 Nisan 1956'da Ankara'da doğdu. İlk ve ortaöğreniminden sonra A.D.M.M.A. Mimarlık bölümünü bitirdi. On beş yıl süreyle Ankara'da bir devlet kuruluşunda çalıştı. Bu sırada yazdığı Radyo Oyunları ve Arkası Yarın'lar TRT Ankara Radyosu'nda yayınlandı. 1993 yılı ilkbaharında İstanbul'a taşındı. "Fotoğraflar", "Düşlerin İçinden" ve "Biblolar" adlı tiyatro oyunlarını yazdı. Deneme türü bazı yazıları Pazartesi dergisinde yayımlandı. Geceye Uyananlar adlı bir romanı bulunmaktadır (2000).

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 119 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 111 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.