Eflatun Koza bizi yalnızca bir hikâyenin içine değil, aynı zamanda insanın en karanlık ve en kırılgan yanlarına uzanan derin bir iç yolculuğa davet ediyor. Dışarıdan bakıldığında genç bir gazetecinin kaybolanların dosyasını araştırması gibi görünse de ilerledikçe bunun aslında bir kimlik arayışı ve içsel yüzleşme hikâyesi olduğu anlaşılıyor.
Romanın merkezindeki karakter, hem dış dünyaya hem de kendine yabancılaşmış bir birey. Ona verilen ilk dosya — kaybolmuş iki kadının hikâyesi — zamanla yalnızca bir görev olmaktan çıkarak, bastırdığı duyguların, geçmişinin ve kimliğinin kapılarını aralayan bir anahtara dönüşüyor.
Yazar, karakterin iç dünyasını güçlü iç monologlarla aktarırken, okuru da bu zihinsel ve duygusal yolculuğun bir parçası haline getiriyor. Polisiye unsurlar hikâyeye bir merak ve gerilim katarken, asıl ağırlık karakterin psikolojik tarafında.
Kitapta öne çıkan temalar arasında yalnızlık, yabancılaşma, aile baskısı, travmalar yer alıyor. Özellikle kimlik ve aidiyet meselesi romanın en çarpıcı yönlerinden biri. “Eflatun” rengi ise bu anlatının sembolik bir parçası hâline gelerek belirsizliği, arada kalmışlığı ve farklılığı temsil ediyor.
Genel olarak Eflatun Koza, insanın kendi iç dünyasına tuttuğu karanlık bir ayna. Kitap, okuru hem rahatsız eden hem de düşündüren bir yüzleşmeye davet ediyor.
Cahide Birgül’ü ilk kez okudum, iyi ki Başak ısrarla tavsiye etti. Eflatun Koza, Birgül’ün ölümünden önce yazdığı son romanıymış. Polisiye bir atmosfer var, anlatımı da akıcı, genç okurlara da uygun. Gazetede muhabir olarak çalışmaya başlayan kadın anlatıcıya, kayıp kişilerle ilgili çıkacak yazı dizisinden bir dosya veriliyor. Dosya kaybolan iki kadını içeriyor. Anlatıcı kadınlara ne olduğunun izini sürerken kız kardeşinin odakta olduğu geçmişini de aktarıyor. Birgül’ün lezbiyenlik üzerine yazmasını, bireyin kendini keşfetme sürecinin sancılarına da değinmesini çok beğendim ve kadınlar arası rekabeti irdelemesini. Ayrıca kitabın sonu üzerine de birkaç övgü yazmak isterdim ama o kısım tat kaçıran spoiler. Uzun bir alıntıyla bitireyim.
“İlk kez karşınıza çıkan sapkın, sıradışı, size hiç uymadığını sandığınız bir ruh halinin çok yabancısı olması gereken dilini kolayca anlıyor ve onunla mesafenizi koruyamıyorsanız, durumunuz ne zeka ne empati yeteneği ne de algıların açıklığıyla izah edilebilir. Bu bir yaradılış özelliğidir ve dünyaya düştüğünüz ilk günden itibaren sizinledir. İçinizde kuytuluk bir yere gizlenmiş, ortaya çıkacağı günü bekliyordur sadece.”
İlk kez okudum bu yazarı aslında önce ah tutku beni öldürür müsünü okuyacaktım ama nasibimde bununla başlamak varmış kitaptaki ece/evrim artık hangisiyse onun ruh hali buhranı anladığım bir yerdendi o örümcek korkusu falan neclaya duyduğu aşk mıydı yoksa ilgiye aç olduğu için mi öyle sandı bir tık kitap sonunda kafamda deli sorular kaldı ben kitap beni waoow etsin isterdim ama yine de beğenerek okudum
Cahide Birgul'ün ölmeden önce yazdığı son romanı Eflâtun Koza.
Yıldırım Türker 'in de dediği gibi onun romanlarında hicbir şey göründüğü gibi değildir ki gerçekten de bu romanı da öyle.
Ipuçlarini satır aralarında verdiği dikkatsiz bir okumayla pekçok şeyin gözünüzden kaçabileceği bir roman bu. Her zamanki gibi karakterlerin hiçbiriyle özdeşlik, empati kuramadigin, güvenilmez, tekinsiz karakterler bunlar.
Türk edebiyatında kim gotik roman yazmıştır, sorusunun cevabı kesinlikle Cahide Birgül. Karanlık,gri,sisli bir havası romanlarının. Karakterlerin sağı solu belli değil. Ama hepsi gerçek yaşamlar,gerçek karakterler. Tedirgin edici yanı da bu zaten.
Romanı konusuna kısaca değinecek olursak,Iletisim'i bitirmiş kadın karakterimiz matbaaci babasının sayesinde bir gazetede muhabirlik işi bulur ve kendisine kayıp kişilerle ilgili bir dosya verilir. Bir yazı dizisi hazırlanacaktır. Bu dosyayı hazırlarken kendi gercegiyle de yüzleşmeye başlar. Hayatı ile ilgili ipuçlarını satır aralarında verir. Okurken bir kısmını tahmin etmiştim. Garipliklerle dolu bir yasam çünkü. Hiç Cahide Birgül okumamışlara bu kitaptan başlamasını tavsiye ederim. Ardından Gölgeler Çekildiğinde okunabilir. Kısa yaşamına topu topu dört kitap sığdırmış, radyo oyunlarının yanı sıra.
Carson Mccullers gibi yaşasaydı da daha çok yazsaydi dediğim yazarlardan .
Cahide Birgül en sevdiğim okumaktan buyuk zevk aldiğim yazarlardan. Keşke daha çok kitabı olsaydı. Ölümünden önceki son kitabıydı. Özellikle sonu harikaydi. Gazeteci bir kadinin arastirmasi icin iki kayip kadinin dosyasi verilir. Dosyayi arastirirken aslinda kendisiyle de yuzlesir. Aile yapisini ve aile bireylerininde karakter analizlerini okuyoruz. Lezbiyenligi konu alan yazar harika bir kurgu ortaya cikarmis.
Ters köşe konusu , samimi insanı saran dili kolay okunur akıcı anlatımıyla beni saran kitap oldu okuduğum 3. Cahide bir Gül kitabı ruhu şadolsun. Kalemi kuvvetli bir yazardı
Her zamanki gibi sürükleyici ve etkili.Okumaya kesinlikle değer.
Bakış açılarımız konusunda düşünmeye itti beni.Ana mesele daha derin şekilde anlatilsaydi daha da merakla okurdum.
Çekirdek ailenin ve toplumun doğurup büyüttüğü baskılardan nasibini en çok alanlar Cahide Birgül 'ün karakterleri oluyor. Çizilen aile portreleri de çevremizde görebileceğimiz sıradanlıkta. Böyle olunca bazen empati kuramasam da karakterleri tanıyor, anlıyor ve hatta hak veriyorum. Hikayeler ve anlatım bunu talep etmeden gelişse de.
"Eflatun Koza" da, "Geceye Uyananlar" romanının atmosferinde geçiyor. Tekinsiz, güvensiz, her an her şeyi yapabilecek, her an her şey başına gelebilecek karakterler.
Yazar karakterlerin gelişimlerini, köşelerini, ördükleri kozaları aceleye getirmeden okuyucuya alan da tanıyarak katman katman açıyor. Okuduğum iki romanın da en çok sevdiğim yanı buydu.
Keşke hâlâ kitap yazmasını beklediğimiz bir dünyada olabilseydik.
Cahide Birgül, 1956 yılında Ankara'da doğan ve çok erken yaşta kanserden dolayı hayata veda eden bir yazar. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen diğer kitaplarını okumak için merak uyandırdı bende. Eşcinsellik teması üzerinden bir toplum eleştirisi okuyoruz. Kadın, lezbiyenlik, polisiye üçgeni içinde gelişen hikaye, insanı beklenmeyene doğru yönlendiriyor. Kitabı okurken çoğu yerde kendimi buldum diyebilirim. Ötekileştirilmiş ve yalnız bırakılmış karakterimizin iç dünyasına tanıklık etmiş oluyoruz. Gerilimi yansıtırken psikolojiyi kullanan yazar, önemsiz ve unutulmuş olan "Eflatun Kadınlar"a vurgu yapıyor. Baş kahramanımız aynı zamanda kitabın anlatıcısı olan bir gazetecidir. Bir gün masasına konulan 'Kaybolanlar' dosyasıyla başlayan hikaye, sürpriz bir şekilde bitiyor. Tavsiye ederim.
Cahide Birgül’ün okumadığım son kitabı da bu sabah itibariyle bitti. Tüm kitapları arasından en sevdiğim olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Diğer kitaplarında olduğu gibi Eflatun Koza’da da aile dinamikleri üzerine kurgulanmış bir roman. Tüm hikayelerin üçüncü kahramanı olmuş, görülmemiş, sevilmemiş ve kendini sevmeyi başaramamış kahramanımızın öyküsünü okuyoruz kitapta. Kahramanımız bir gazeteci. Babasının matbaacı olarak çalıştığı gazetede çalışmaya başlıyor, önüne gelen ilk iş ise kayıp iki kadının hikayesi üzerine bir yazı dizisi hazırlamak. Kadınların öyküsünün peşine düştükçe kendini de buluyor kahramanımız. Üzerini örttüğü, yüzleşmekten kaçtığı ne varsa hepsiyle bir bir yüzleşiyor. Kitabın son bölümündeki ters köşe -ki yazar bunu hep yapıyor- olmasa da olurmuş bana kalırsa. Başka türlü bitseydi daha çok sevecektim galiba. İçime tam olarak sinmeyen sonuna rağmen Eflatun Koza’yı çok sevdim ben. İçinde derin ruhsal tahliller barındıran gizemli kurguları, altı deşilen “aile olma” kavramını okumayı seviyorsanız eğer kitaba bir şans vermelisiniz.Kitaba Puanım: 8/10
#cahidebirgül #neokudum #kafkakitap #aile #gizem
Cahide Birgül (Sesveren) 9 Nisan 1956'da Ankara'da doğdu. İlk ve ortaöğreniminden sonra A.D.M.M.A. Mimarlık bölümünü bitirdi. On beş yıl süreyle Ankara'da bir devlet kuruluşunda çalıştı. Bu sırada yazdığı Radyo Oyunları ve Arkası Yarın'lar TRT Ankara Radyosu'nda yayınlandı. 1993 yılı ilkbaharında İstanbul'a taşındı. "Fotoğraflar", "Düşlerin İçinden" ve "Biblolar" adlı tiyatro oyunlarını yazdı. Deneme türü bazı yazıları Pazartesi dergisinde yayımlandı. Geceye Uyananlar adlı bir romanı bulunmaktadır (2000).