Sonra Gözler Görür’ü okurken beni en çok etkileyen şey atmosferi oldu. O kasabanın sıkışmışlığı, insanların birbirine bakışındaki gizli yargılar ve herkesin içinde taşıdığı geçmiş hissi kitabın her sayfasına sinmişti. Okurken sürekli gri bir gökyüzünün altında yürüyormuşum gibi hissettim.
Ezgi karakteri ise “kusursuz” yazılmamış,güçlü görünmeye çalışan ama içten içe yorulmuş bir karakterdi. Kitap boyunca sadece bir cinayetin peşinden gitmiyoruz aslında; geçmişin insanı nasıl bırakmadığını, bazı şeylerin yıllar geçse bile insanın içinde yaşamaya devam ettiğini de okuyoruz.
Tempo yer yer yavaşlıyor ama ben bunu eksiden çok kitabın ruhunun bir parçası gibi hissettim. Çünkü hikâye okuru da o kasabanın içine kapatıp rahatsızlığın yavaş yavaş büyümesini izletiyor.