Hayatımızı adadığımız şeylerin pek çoğunun bencilce kararlardan kaynaklandığını keşfediyoruz. Bu kararların kökeni araştırıldığında, yüce ilkelerimizle tamamen alakasız bir şekilde, sadece şahsi rahatlık ya da çıkarlar uğruna alınmış kararlar oldukları görülebiliyor.
Ayrıca ben yorulmayı sevmez, gerekliliğine inanmaz, inanan ve yorulanlarla karşılaştığımda bunu belli etmez, fakat bir yandan da onlarda eksik ya da fazla olanın ne olduğunu düşünürdüm.
Üniversite yaşamı yumuşak ve gerçeklerden uzaktı. Dışarıda, gerçek hayatta seni nelerin beklediğinden söz etmiyorlardı. Beynini teorilerle dolduruyor, kaldırımların ne kadar sert olduğunu söylemiyorlardı.
İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiçbir fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.