Ve yoruldun.
Bu, bedensel bir yorgunluk değil. Bu, ruhun metal yorgunluğu. Sürekli doğru olmaya çalışmanın, sürekli iyi niyet beslemenin ve karşılığında hep aynı boşluğu bulmanın getirdiği o derin, o ezici bitkinlik. Artık kimseye kapı aralamak, kimseye bir tebessüm borçlanmak, kimseye güven kredisi açmak istemiyorsun. Çünkü biliyorsun ki, uzattığın her elin sonunda boşlukta kalma ihtimali, tutulma ihtimalinden daha yüksek.
Güven, bir zamanlar nefes almak gibiydi; doğal, kendiliğinden. Şimdi ise Everest'e tırmanmak gibi; her adımda binbir tehlike, her nefeste binbir şüphe. İnsanlardan uzaklaşma isteğin bir kibir değil, bir savunma mekanizması. Kalabalıkların sahte kahkahaları yerine, kendi sessizliğinin dürüstlüğüne sığınıyorsun. Çünkü ihanetin sesi gürültülüdür, ama sadakatin ve huzurun sesi yoktur; o sadece hissedilir. Ve sen, artık sadece hissedebileceğin, sözlere dökülmemiş olanı arıyorsun.
Ama şunu unutma, o yorgun savaşçı:
İnsanların karaktersizliği senin dürüstlüğünün değerini azaltmaz, aksine onu daha da paha biçilmez kılar. Kömürün karası, elmasın parlaklığını lekelemez; sadece onun ne kadar nadir ve kıymetli olduğunu gösterir. Senin mücadelen, onlara karşı değil, onların çürümüşlüğünün kendi bahçene sızmasına karşıdır.
İyi olmaktan vazgeçme. Sadece, iyi niyetinin bir sadaka olmadığını öğren. O, hak edene sunulması gereken bir armağandır. Kalbinin kapılarını kilitleme, sadece eşiğine kimleri alacağını daha iyi seç. Dürüstlük ve iyilik, başkalarından bir karşılık bekleyerek yapılan bir eylem değildir; o, insanın kendine olan saygısının bir yansımasıdır.
Günün sonunda, herkes kendi vicdanının yastığında uyur. Onlar, kazandıklarını sandıkları küçük zaferlerin karanlığında çırpınırken, sen, kaybetmiş gibi görünsen de, temiz bir vicdanın o yumuşak ve eşsiz