Albümün yaprakları içinden gözlerime bakarak gülümseyen bu fotoğraf, Kamran'ın fotoğrafıydı. Sabahat bu fotoğrafın sahibiyle eğlenmedi bilakis, çok alaka ve hararetle arkadaşlarına şu tafsilatı verdi: - Bu bey Münevver teyzemin zevcidir. Geçen ilkbaharda İstanbul'dayken düğünleri oldu. Kendini görseniz acaba bu fotoğraf bir şey mi? Bir gözleri, bir burnu var ki, görülecek şey! Size daha tuhafını söyleyeyim: Bu bey, teyzelerinden birinin kızını severmiş. Bu kız, ufak tefek gayet hoppa, gayet şımarık bir şeymiş, hatta bunun için ismine Çalıkuşu derlermiş. Çalıkuşu, bu Kamran beyi bir türlü istememiş. Gönül bu ya... Nihayet evlenmelerine bir gün kala, bir başına evden kaçmış, yabancı memleketlere gitmiş. Kamran bey, aylarca yemeden, içmeden kesilmiş bu vefasız kızı beklemiş. Hiç dönmeye niyeti olsa, gelin olacağı gece kaçıp gider mi? Münevver teyzem, kaynanasının elini öptüğü vakit oradaydım, ihtiyar hanımefendi, o bir dalda durmaz, acayip Çalıkuşu'nu hatırlamış olacak ki, çocuk gibi ağladı.
Bu tafsilatı arkamdaki piyanoya dayanarak hiçbir şey söylemeden, hiçbir hareket etmeden dinlemiştim. Kamran hala albümün içinde bana gülüyordu. Gayet yavaş bir sesle "kalpsiz" dedim. Sabahat bana döndü: -Çok doğru söylediniz, Feride hanım, dedi. Bu kadar güzel, bu kadar nazik bir gence vefa etmemiş bir kıza "kalpsiz" den başka bir şey denemez.