• Üzülme Can! Doğruysan zarar gördüm deme. Bil ki iyiler mutlaka kazanır.

    ~Alıntı~
  • Çağrı okuduğum ilk Stephen King romanı. Yazarla bu romanla tanıştım. Etkinlik beni kamçılamasa uzun süre tanışamazdım sanırım.

    İçerik bakımından sevdiğim filmlere benziyor bu roman. Hafif geriyor, zekice ve bazen çaresizliği çok net hissediyorsunuz. Tabi bu tür şeylere aşina olduğumdan beni pek etkilediğini de söyleyemeyeceğim. Hatta başta kitabı bitiremeyeceğimi düşündüm. Ancak seyir beklediğimden farklıydı. Mistik güçler etrafında dönen roman beni bu tür bir güçle içine çekmiştir belki de. Tabi net olarak işin seyri Greg Stillson'ın devreye girmesiyle değişti. Gerçekten nokta atışı dediğim, sadece kurgu olarak kalmayan ve güncel özellik taşıyan tespitler kitaba bağlanmamı ve merakla okumaya devam etmemi sağladı.

    Sona gelirsek yazar ben olsam aynı şekilde bitirirdim diye düşünüyorum. Pek net görülmese de iyiler kazandı. Yani her şey yerli yerinde, pırıl pırıl bir romandı. Etkilenme kısmını ise diğer romanlara saklıyorum :).

    Kitapla ilgili son sözüm: Hiçbir şey göründüğü gibi değildir, görünmeyenlerde saklıdır doğrular.
  • İsmini her andığımda sonuna ''...sadece şekil değiştirir'' demekten kendimi alamasam da, Birbirinden farklı mizaç ta insanları tanıdığımız ve hayatlarına bir miktar tanık olduğumuz ''İyilerin'' kitabı. Sonunu asla unutmayacağım.
  • Clive Barker karanlık atmosferini her seferinde derinlerimize işlemeyi bir şekilde başarıyor. Düşünüyorum da, korku edebiyatı ile içli dışlı olduğumdan beri konu bakımından en sıradışı eserleri Barker'ın kaleminden okudum. Şu zamana kadar da yaratıcılığının tavan yapmadığı bir eserine denk gelmedim.

    Clive Barker muazzam bir hikaye anlatıcısı. Karakterlerini baz alarak birçok yöne bölüp ilerlettiği hikayesini takip etmek akıcı dili sayesinde mümkün. Ayrıca Clive Barker'ın bir imzası da kullandığı dil. Aynı durum Stephen King için de geçerli. İkisinin de dili eşsiz, satıra başladığınız an kimi okuduğunuzu anlıyorsunuz.

    Ayrıca bahsettiğim iki ustanın bir ortak yönü daha var; kötü karakter kaleme almada usta olmaları. Sadece bu konuda tarzları ayrışıyor. King'in kötü karakterlerini zamanla iyice tanımaya başlarken, Barker'ın kötü karakerleri gizemlerini çoğunlukla koruyor. Bizler de böylelikle birbirinden farklı ve okuması keyifli kötülerle karşılaşıyoruz. Tadını alan bilir, kötü karakterin iyisi kendini çok güzel hatırlatır. Hatta iyiler belli bir kalıba otursa da bazen, her yazarın kötü karakteri içinde sahibinden dürüst parçalar barındırır. En dürüst yanımız kötü yanımızdır, kendimize bile itiraf edemediğimiz için asla değişime uğramaz.

    Barker'ın kendi eserleri arasında cehennem tasvirlerinin değiştiğini görürsünüz. Tam anlamıyla kendimizi cehennemde bulduğumuz eserleri de var (bkz. Cehennemin Kızıl Hakikati), üstü kapalı verilen de. Ama değişmeyen tek gerçek; Clive Barker'ın kendi cehennemini yaratmakta usta olduğudur.

    Lanetlenme Oyunu'nda ana karakterimiz her ne kadar "ana" karakter de olsa kendini içinde bulduğu olayla alakası pek yok. O olayları ne derece öğreniyorsa, biz de onunla eşzamanlı ve eş derecede öğreniyoruz. Yani bir nevi sır perdesini Martin Strauss ile birlikte kaldırıyoruz.

    Clive Barker'ın bir başka vahşet dolu geriliminde buluşmak üzere diye kapatmak isterim fakat konu bu adam olunca bu söz beni üzüyor ve korkutuyor. Çünkü kaleminden çıkmış daha birçok eser varken elimi uzattığımızda ulaşabileceklerim az kaldı. Çevrilmeyen eserlerin korkusu yeni çıkacak kitapların da etrafını sardı. Evet, onun elinde olmadan bize ulaşamayan kitaplar haricinde Barker'ın bir de hala yazması gerekenler var. Sanat üçlemesinin son kitabını hala yazmadığı için korkuyorum ve seriye başlayamıyorum. Yani anlatmak istediğim şu ki; Clive Barker okumak güzel olduğu kadar korkutucu da. Fakat her güzel şey biraz da olsa korkutucu değil midir? Mesela, tatlı yemek.
  • İstiğfâr, Allah Teâlâ’ya “Rabbim, beni bağışla!” diye dil ile yalvarırken, bedeni günahlardan uzak tutmaktır. Kulun yapacağı budur. Allah Teâlâ’dan umulan ise istiğfâr eden kulunu mağfiret edip bağışlaması, daha açık bir ifadeyle, onu cehennem azâbından korumasıdır.



    Hz. Ali’nin dediği gibi, dünyada Allah Teâlâ’nın azâbından kurtulmanın iki yolu bulunmaktadır. Bu yollardan biri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in varlığıdır. Ne yazık ki onun vefâtıyla bu fırsat elden kaçmıştır. Geriye sıkı sıkı tutunulması gereken tek yol kalmıştır. O da istiğfârdır. Şu âyet-i kerîme bu gerçeği dile getirmektedir:



    “Sen onların içlerinde bulunduğun müddetçe Allah onları azaba uğratmayacaktır. Onlar bağışlanmalarını dilerken, Allah kendilerine azab etmez” [Enfâl sûresi (8), 33].

    Ebu Said (r.a) anlatıyor:
    “Resûlullah aleyhisselatü vesselam buyurdular ki:

    Sizden önce yaşayanlar arasında doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Bir ara yeryüzünün en bilgin kişisini sordu. Kendisine bir râhib tarifedildi. Ona kadar gidip, doksan dokuz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkânının olup olmadığını sordu.

    Râhib:

    – Hayır yoktur! dedi. Herif onu da öldürüp cinayetini yüze tamamladı.

    Adamcağız, yeryüzünün en bilginini sormaya devam etti. Kendisine âlim bir kişi tarif edildi. Ona gelip, yüz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkânı olup olmadığını sordu.

    Âlim:

    – Evet, vardır, seninle tevben arasına kim perde olabilir? dedi. Ve ilâve etti:

    – Ancak, falan memlekete gitmelisin. Zîra orada Allah’a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer.

    Adam yola çıktı. Giderken yarı yola varır varmaz ölüm meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azab melekleri onun hakkında ihtilâfa düştüler.

    Rahmet melekleri:

    – Bu adam tevbekâr olarak geldi. Kalben Allah yönelmişti, dediler.

    Azab melekleri de:

    – Bu adam hiçbir hayır işlemedi, dediler.

    Onlar böyle çekişirken insan suretinde bir başka melek, yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar.

    Hakem onlara:

    -Onun çıktığı yerle, gitmekte olduğu yer arasını ölçün, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim edin,dedi.

    Ölçtüler, gördüler ki, gitmeyi arzu ettiği (iyiler diyarına) bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri aldılar.”



    Kaynak: Buharî, Enbiya 50; Müslim, Tevbe 46, (2766); İbnu Mâce, Diyât 2, (2621)


    Muhammed Karakaya
  • ...iyilikten inşa edilmiş bir adam. Belki de cam kırıklarından...
  • Kadınlar "iyiler"e değil, güvenilmez erkeklere aşık olur.