• ...sen kenarda onları izlerken onun başkalarına iyilik yapmasını seyretmenin ne kadar acı verici olduğu..
    Irvin D. Yalom
    Sayfa 269 - Pegasus yayınları
  • Dinsel Fıkra:

    'Kötülük problemi' olarak bilinen "Allah var ise Afrika'da çocuklar niye aç? Demek ki Tanrı inancı ilkel bir yalan amq..." argümanıyla dünyadaki tüm din ve ideolojileri silip süpüren ateistlerin torunları kısa sürede dünyaya hakim olmuş ve -tamamen istedikleri gibi- dine dayanmayan bir etik de tüm insanlığın ittifak ettiği evrensel bir ahlaki sistem olarak benimsenmiş. Dünyaya huzur gelmiş, savaşlar bitmiş, açlık ve yoksulluk ortadan kaldırılmış, artık Afrika'daki çocuklar tokmuş...

    Tam böylesine özlenen bir dünya sürüp giderken bazı 'zeki' çocuklar çıkmış ve 'iyilik problemi' olarak adlandırdıkları şu dahiyane argümanla yerleşik felsefi ve ahlaki değerleri sorgulamaya başlamışlar: "Afrika'da ve tüm dünyada çocuklar toksa demek ki Allah var. Demek ki materyalizm ilkel bir yalan amq..."

    Böylece, romantik ergen tepkiselliği olarak imana gelen bu marjinal çomar kesim felsefeden ve bilimden anlamanın yegane yolu olarak gördükleri imanı, zorla diğer insanlara kabul ettirmeyi yaşamlarının temel amacı haline getirmiş. Kendilerinin keşfettiği bu müthiş ayrıntıyı göremeyenlere saygılı olmamış; onlara acıyarak onların yanıldıklarını düşünmekle yetinemeyip karşı tarafa sürekli hakaretler ederek kendilerini var etmeyi en büyük marifet sanmışlar.
  • “Kötülük yapmayı bırakın, iyilik yapmayı öğrenin; adaleti arayın, ezilenleri kurtarın. ”
  • 372 syf.
    ·14 günde·10/10
    Giriş
    Kitap; Sokrates ve toplantıda bulunan kişilerin diyalogları şeklinde yazılmış, “iyilik” “eşitlik” “güçlülük” “doğruluk” gibi kavramları derinlemesine irdeleyerek önce insanın sonra da en iyi devletin nasıl olabileceği sorusuna cevap arayan bir başyapıttır.
    Kitabın dili çeviriyi yapan kişilerin kelime çevirisinden ziyade anlam çevirisine yönelik olduğu için anlaşılabilir şekildedir. Buna örnek olarak, orijinal metinde “adalet” “adil” şeklinde geçen kelimeler Türkçede kullanılan adalet kelimesinin anlamına uzak olduğu için “doğruluk” “doğru” şeklinde kullanılmıştır.
    Kitap; 10 alt bölümden oluşmuştur. Bölümlerin içinde de numaralandırma yapılarak kitabın sonunda bulunan ekte numaralandırmada geçen konu özet olarak yazılmıştır. Okuyucunun konulara göre bölümü rahatlıkla bulması amaçlanmıştır.

    Analiz
    Kitabın ilk bölümünde toplantıya katılanların bir araya toplanmasını ve günlük meseleleri konuşurken “doğruluk” kavramının gündeme gelmesi ve tartışmaya başlanıldığını görüyoruz. Doğruluk kavramı önce günlük hayattan örnekler verilerek ve daha çok örneklendirme üzerinden anlamlandırmaya çalışılmıştır. Daha sonrasında doğruluk kavramını netleştirmenin zor olduğu bu yüzden de olumsuzu yani “eğrilik” kavramı üzerinden doğruluğu bulmaya çalışılmıştır. Eğrilik ve doğruluk kıyaslanarak hangisinin insan için daha iyi olduğu tartışılmıştır. “İnsanlar eğriliği, eğrilik yapmak korkusundan değil, eğriliğe uğramak korkusundan ayıplarlar.” Bu cümle bu bölümde en çok etkilendiğim cümlelerden biri oldu. Günümüz toplumlarının en büyük problemi “görülmek” olmasına karşın insanlar artık eğri olarak görülmekten çekinmiyorlar. Aksine eğriliklerini göstererek “Beni böyle görün, bakın ben eğriliğimle sizin doğruluğunuzdan farklıyım.” demek istiyorlar diye düşünüyorum.
    İkinci bölümde ise insanların doğru olması ve eğri olması üzerinden tartışılan kavramların aşamaları anlatılmıştır. “Eğriliğin son kertesi, doğru olmadan doğru görünmektir.” Kavram tartışmasının ilerleyen kısmında “iyilik” “kötülük” meselesinden yola çıkarak “düzenli ve iyi toplum” nasıl olmalı? sorusu konuşulmaya başlanmıştır.
    İkinci bölümden son bölüme kadar ise iyi bir toplumun nasıl olacağı en ince detayıyla sorgulanarak oluşturulmaya çalışılmıştır.
    Kitapta geçen toplumun en önemli yapı taşını oluşturacak olan “koruyucu”ların eğitimi ve nasıl seçileceği kısmı günümüz devletlerine ve yönetim birimlerine uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Fakat aynı zamanda toplumun ana merkezi olabilmeleri için “insan” olmaktan uzaklaştırılmış bir eğitime, yaşam biçimine mi sahip olacaklar yoksa “doğru, iyi insan” zaten böyle mi olmalı buna tam emin olamıyorum.
    Koruyucuların nöbet tutacakları yer olarak “Müzik alanı” söylenmiştir. Bunun nedeni ise kitapta şöyle açıklanıyor: “Kanuna saygısızlık buradan başlayıp yavaş yavaş gelenek, göreneklerimize sızıyor, sonra daha da güçlenerek insanlar arasındaki davranışlara geçiyor, oradan da küstahça devletin anayasasına.” Müziğin bu denli kuvvetli olmasının sebebi insanın içine işleyecek en güçlü şeyin ritim ve düzen olmasıdır. Doğru insanın da en önemli özelliği içinde kendi düzenini kurup sonrasında kendi kendini yönetmesidir. Müzikteki tüm tonların uyumu gibi kendi içinde ölçülü olan insan ne yaparsa yapsın yapacağı her şey doğru ve güzel olacaktır. Toplumdaki kişilerin içinde denge kurması toplumun ölçülü olmasını sağlar. “Onun için de tek bir insana benzeyen devlet, en iyi yönetilen devlettir diyebiliriz.”
    Sonuç
    “Bir şehirde düzensizlikler, hastalıklar çoğaldı mı, bir sürü mahkemeler, hastaneler açılır.” Bu cümleye göre kamu yönetimi olarak yapılan uygulamaların toplumdaki düzensizlikler sonucu oluştuğunu düşünebiliriz. Toplumdaki düzensizlikleri başlatan neden ise toplumu oluşturan bireylerin içindeki uyumun bozulmasıdır. Bireyin iç uyumunun bozulması ise eğitimden kaynaklanır. Eğitimdeki problemlerin sebebi ise yönetimi oluşturan kişilerdeki ölçünün ve doğruluğun bozulmasıdır. “Kaç çeşit insan yaratılışı varsa o kadar da devlet şekli olacaktır elbet” cümlesi bunu destekler niteliktedir. Devletin, kamunun yönetimini sağlayan kişilerin insanlardan etkilenmemesi ise irade eğitimiyle olur.
  • Araştırmacının kâğıtçı çocuklara gösterdiği yakınlığı dini inançla açıklamaya çalışırken onun "Yaptığımız şeyler bu dünya için olmalı, iyilik de adalet de şimdi ve burada olmalı, yaşam öteki dünyaya ertelenemez," demesi üzerine kafa yormuş;bu dünyanın zevk ve erdemlerine daha fazla ulaşması gerektiği sonucunu çıkarmıştı.
  • Bizim hem iyilik ve hem de kötülükle dünyaya geldiğimizi, bu ikisi arasında verilen mücadelenin hayatımızı anlamlandıran en önemli şey olduğunu söyleyen Zerdüşt, demek ki Aziz Augustinus'tan tam bin yıl önce kötülük problemi üzerine kafa yormuştu.
    Ahmet Cevizci
    Sayfa 25 - Say Yayınları