“Dur bir dakika kardeşim…
Elhamdülillah Müslümansın, iman sahibisin. Peki ya tersi olsaydı?
Bizler iman etmiş insanlarız; kalbimizde bir Yaratıcı inancı var ve dünyanın bir imtihan olduğuna inanıyoruz. Peki ya bütün bu acılar, zulümler ve kayıplar karşısında sığınacak hiçbir hakikatin olmasaydı?
İmanlı bir anne düşün…
Evladını kaybettiğinde “Şehit oldu” der, “Cennet’te kuş oldu” der ve kalbine bir teselli iner.
Peki ya inanmayan bir anne?
Onun için evladı, bir daha hiç kavuşamayacağı şekilde yok olup gitmiştir. O boşluğu hangi söz doldurabilir?
Belki de mesele sadece “Neden kötülük var?” sorusu değil…
Asıl mesele, nasıl bir Allah tasavvuruna sahip olduğumuz. Çünkü biz; her işi hikmetli olan bir Allah’a iman ediyoruz.
İşte Altay Cem Meriç’in Kötülük Problemi kitabı, tam da bu noktada insanı hem duygusal hem düşünsel bir yüzleşmeye çağırıyor. İnsana, sahip olduğu imanın ne büyük bir nimet olduğunu ve bu nimet karşısındaki şükürsüzlüğünü adeta bir tokat gibi hatırlatıyor.
Yüzleşmen hayırlı olsun.
İstifadeli okumalar
Kötülük ProblemiAltay Cem Meriç · Tin Yayınları · 2026275 okunma
TL:DR
Yazar, bilim ile dinin bağdaşabilir olduğunu, yeni ateizmin bilimi propaganda aracı olarak kullanması nedeniyle zedelediğini ve halkın bu manipülatif söylemleri sorgulamadan benimseyip bilimi olduğundan farkı kavradığını iddia etmiş. Yeni ateizmin Türkiye'deki ana temsilcisi olarak Celâl Şengör'ü seçmiş ve çoğunlukla onun üzerinden ilerliyor.
Bu kitap nedir, ne değildir?
• Celal Şengör'ün ve birkaç diğer ateistin şahsi dünya görüşündeki tutarsızlıklar veya boşlukların tespiti.
• Bilime sınırlarının ötesinde anlamlar yüklenmesinin doğurabileceği sorunların tartışılması.
• Doğa bilimlerinin evrenin anlaşılması için önemli bir araç olması fakat anlamlandırılması için felsefe gibi sosyal bilimlere de ihtiyaç duymasının temellendirilmesi.
• Sekülerleşmenin yalnızca bilimsel gelişmelerle açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir süreç olduğunun temellendirilmesi.
• Kaynakça zengin
• İnsanların putlaştırılması ve söylemlerinin bağnazca kabul edilmesinin ana sebebi olan halkın eleştirel düşünceden yoksunluğuna ve bunun sebeplerine hiç değinilmemiş.
• Yazar, din ile bilimin bağdaşabileceğini devamlı olarak otoriteye başvurma safsatasına yaslanarak temellendirmeye çalışmış. Sürekli olarak din ile bilimin birbirini dışlamasının zorunlu olmadığını savunan veya ima eden kişilerin isimleri sayılmakta fakat ne yazarın kendi kattığı bir argüman zinciri var, ne de isimlerini saydığı kişilerin mantıkları ortaya konur.
• Kötülük problemi veya kozmolojik argümandaki gedikler çok dar bir perspektifte objektiflikten uzak şekilde ele alınarak geçiştirilmiş.
• Yeni ateistleri eleştirdiği veri çarpıtma ve tarihi tek taraflı aktarma hatasını kendisi de birçok kez yapmış. Arap toplumunun veya genel olarak dinlerin bilime/felsefeye katkısı köpürtülerek anlatılsa da MÖ 7. yüzyılda
Yazar, okuru manipüle etme konusunda oldukça acımasız. Karakterlerin iç seslerini dinlerken bile onlara tam anlamıyla güvenemiyorsunuz. Bu durum, "kim suçlu?" sorusundan ziyade "kim daha çok yalan söylüyor?" sorusuna odaklanmanıza neden oluyor.
Bir çocuk perspektifinin nahifliğiyle yazılmış olan romanı okurken de olaylara bir çocuk gibi bakmak gerekir. Bu konuda Scout Finch bize oldukça yardımcı oluyor. Okura kolayca geçen durumları bir çocuğun gözleriyle yorumluyor ve çocuk tepkileri veriyor. Roman içinde karakterlerin farkındalık zannettiği pek çok an oluyor ve adeta bir sonraki sahnelerle bu farkındalıklar sürekli kırılıyor.
Çocukluğun en güçlü terimi oyun'dur. Oyun esasen hayatımız boyunca devam eden bir süreç. Birisi cübbesini giyiyor ve avukat bey oluyor, bir diğeri copunu alıyor ve polis oluyor. Diğeri size iğne yapıyor ve ona hemşire diyoruz. Bizler de oyunda üzerimize düşen görevi üstleniyoruz ve oyunu bozmadığımız sürece ceza almıyoruz.
İnceleme içinde bazı spoiler kısımlar olabilir. Bu sebeple kitabı okuduktan sonra buraya dönmeniz daha sağlıklı olur.
Hikayemiz 1930'lar Amerika'sında güneyde geçiyor ancak bugün bile güneyde Amerikalılar benzer perspektiflere sahiptir (İkinci ağız ve dünya haberleri üzerinden bir fikir). Karakter karakter ele almaktansa tema tema ele almayı deneyeceğim. Dolayısıyla kronolojik atlamalar yapabilirim.
BÜLBÜL:
"Bülbüller bizi eğlendirmek için şarkı söylemek dışında bir şey yapmaz. İnsanların bahçelerindeki bitkileri yemezler, mısır ambarlarına yuvalanmazlar, tek yaptıkları iş bize içlerini dökmektir/şarkı söylemektir. İşte bu yüzden bülbülleri öldürmek günahtır."
Kitabın arka kapağında ve ilgili yerde yazan bülbül meselesi işte bu. Bülbül basitçe kendinde varoluştur ve masumiyeti temsil eder. Roman özelinde bunu iki karakterde cisimleştiriyoruz. İlki birinci kısmın çocuklar üzerinde durduğu Arthur Radley -çocukların deyimiyle Öcü Radley- ve ikincisi de kitabın ikinci kısmının ana ekseni olan Tom Robinson.
Öcü Radley basitçe çocukken yaptığı yaramazlıklar
Kitaba çok önyargısız başladım. Hatta incelemelere de şöyle baktım çok olumlu. Dedim ki bu sefer gerçekten bu tür bir kitaba olumlu yaklaşarak başlayacağım. Ama okurken yine sinirlendim yine sinirlendim. Tutamadım kendimi.
Oldum olası böyle aşırı ve hatta saçmalık düzeyine çıkan polyannacılıktan nefret ederim. Hatta ondan daha çok nefret ettiğim şeylerden birisi de günümüz sözde “kişisel gelişimcilerin” (ben onlara kişisel yozlaştırıcılar diyorum) “Sen bitanesin, teksin, çok kıymetlisin, derinlerinde bir hazine var, dünya mutlulukla dolu, her şey bir mucize, kötü sandığın şey bile gelişmen için bir iyilik…..” falan filan bu saçmalıklar uzayıp gidiyor ve bu söylemler bana tam bir tarikat dilini anımsattığı için neffffrret ediyorum. Ayrıca gerçeklikten de çok uzak.
Kitapta da insanların -sanki çok bilir kişiymiş gibi- abuk subuk sözde felsefik sorular sorarak karşılığında aldıkları gizli üstenci cevaplar, sanki her şeyin hakikatini biliyormuş gibi yaklaşımlar falan bunlar gerçekten bana çok aptalca geliyor. Hani günümüzde aptal aptal etkinlikler yapılıyor ya işte yok kendinizi keşfetmek için yeniden doğuş ritüeli yok bilmem dağlara bağırma kampları hah işte tam olarak onların elemanlarının okuyacağı türde bir kitap.
Kusura bakmayın bu kadar yükseldim ama bunlara uhrevi bir şekilde bel bağlayanlar çok afedersiniz ama en basit tabirle geri zekalıdan başka bir şey olamazlar. Dünyada neler oluyor arkadaşlar gözünüzü seveyim her şeye böyle sevgi pıtırcığı gibi yaklaşamayız. Oturup özümüzü düşünmekle, hakikate ulaşmaya çalışmakla geçecek bir dünyada yaşamıyoruz maalesef. Keşke eski Yunan döneminde olsak da böyle boş beleş felsefi düşüncelere kendimizi adayabilsek.
Velhasıl her şeye zihinsel problemi varmış gibi ebele hebele diyerek sağa sola anlamsız gülücükler saçan akıl
KARAMAZOV KARDEŞLER
(Roman)
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
1821–1881 yılları arasında yaşamış olan Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Rus edebiyatının ve dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biridir. Karamazov Kardeşler, yazarın ömrünün son döneminde kaleme aldığı, insan ruhunun derinliklerini konu edinen son ve en kapsamlı eseridir.
Dostoyevski, hemen tüm edebî eserlerinde şu temel temaları işler:
• İnsan ruhunun derinlikleri
• İnsan ruhundaki çelişkiler
• Suç ve vicdan ilişkisi
• İnanç–inkâr çatışması
• Ahlaki ve felsefi sorgulamalar
Bu roman, insanın iç dünyasına dair şu temel soruyu merkeze alır:
“İnsan her şeyi yapmaya muktedir midir?”
⸻
Romanın Kahramanları
Ana karakterler:
• Fyodor Pavloviç Karamazov (Baba):
Bencil, ahlaki değerlerden yoksun, çıkarcı ve alaycı bir kişiliktir. Para ve zevk düşkünlüğüyle aile içindeki çatışmaların temel kaynağıdır.
• Dmitri (Mitya) Karamazov – Büyük oğul:
Tutkulu, fevri ve duygularıyla hareket eden bir karakterdir. Onur, kıskançlık ve suçluluk duyguları arasında savrulur.
• İvan Karamazov – Ortanca oğul:
Akılcı, sorgulayıcı ve entelektüeldir. Tanrı, kötülük ve özgür irade üzerine derin düşünceler geliştirir. Romanın en çarpıcı felsefi cümlesi ona aittir:
“Tanrı yoksa her şey mübahtır.”
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,3bin okunma