İzzet Eroğlu

İzzet Eroğlu
@izzeteroglu
1257835
9/10
·381 syf.··
2024 17. kitabı
Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın günlüklerine bigâne kalmak pek mümkün değildir. Türk edebiyatının yalnız adamı, kendini kimseye anlatamamış ve çeşitli zaafların kurbanı. Bazı objektif gözlemleri görmezden gelinemez. Örneğin kim bu zamana kadar Ankara’nın başkent olarak tercihi olarak farklı bir görüş serdetmiştir? Arafta kalanlardan, yalnızlığı iliklerine kadar yaşamış. İki fikri taraftan birine ait olmanın rahatlığını hissetmemiştir. Bireyselleşmenin olmadığı toplumlarda aidiyet hissi esasında kişilere büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Bundan istifade etmeden kendin olmak büyük bir iş. Ahmet Hamdi de bu yolu seçerek adeta kendisini yalnızlığa adamıştır. İki taraftan birine az bir temayül gösterseydi durum tamamen farklı olurdu. Yapı Kredi tarafından eserleri basılana kadar yazarın görmezden gelinmeye çalışılması da esasında bu tercihini bir sonucu. İki tarafta Ahmet Hamdi’nin sıkletiyle mukayese bile edilemeyecek şahsiyetlerin yüceltilmesi, aidiyetin sağladığı rahatlığın en bariz göstergesidir. Aidiyetin sağladığı maddi getiriler de düşünüldüğünde yalnızlık tercihinin ne kadar değerli olduğunun hakkını teslim etmek gerekir. Eserleri hazırlayanlar büyük bir takdiri hak etmektedirler. O kadar karışık notlar ve defterler arasında muntazam bir eser ortaya konulması gerçekten takdire şayan. Bir de bu eserin el yazısı Osmanlıca yazılan günlüklerden ortaya konulduğu belirtilirse bu emeğin ne kadar yoğun olduğu anlaşılır zannederim.
Günlüklerin Işığında Tanpınar'la Baş BaşaAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201352 okunma
Reklam
8/10
·574 syf.··
2024 15. kitabı
Eserde Peyami Safa’nın hayatı eserleri ve gazetecilik hayatı üzerinden ele alınmıştır. Yetim kalmaktan, belki de babasız büyümekten ve kendini yetersiz hissetmekten mütevellit çeşitli psikolojik sorunlarla boğuşan ve kalemiyle yaşamını sürdürmeye çalışan farklı bir insan portresiyle karşı karşıyayız. Eserin yazarının girişte beğendiğini ifade ettiği gibi biyografinin roman tarzında yazılması durumu ile bu eserin Stefan Zweig gibi başarılı bir yazar tarafından yazılması düşünüldüğünde şu soru akla gelmektedir: “Böyle ilginç bir tipten psikolojik tahlilleri de içeren ne kadar muhteşem bir eser ortaya konabilirdi!” Hakkını yemeyelim yazar da ortalamanın üzerinde bir gayretle eseri ortaya koymuşsa da kendisinin beğendiği “aliyyülâlâ” kıvamda bir eser olmamıştır. Henüz Türk Edebiyatı kendi Stefan Zweig’ini bulamamıştır. Tarihî şahsiyetlerin hayatlarının roman tarzında ele alınması Batı’da yaygınlık kazanmışsa da bizde maalesef istenen kalibredeki eserlerin sayısı çok azdır. Bu bağlamda Peyami Safa’nın gerçek bir biyografisi henüz yazılamamıştır denilebilir. Bununla birlikte yazar olması gereken giden yolda önemli bir adım atmıştır.
PeyamiBeşir Ayvazoğlu · Kapı Yayınları · 2017126 okunma
9/10
·481 syf.··
2024 14. kitabı
Eserde; İslam Medeniyetinin Yunan ve Hint eserlerinin postacısı veya aracısı olmadığı, önceki medeniyetlerin eserlerinden de yararlanarak özgün eserler ortaya koyduğu, dil, astronomi, tıp, ilim ve musiki gibi farklı alanlarda ölümsüz eserler meydana getirdiği, özellikle tıbba dair eserlerin Batı’da yüz yıllarca okutulduğu, Batı’nın ben merkezci yaklaşımının doğru olmadığı, İslam Medeniyetinin nasıl Yunan, Hint ve Mısır medeniyetlerinin üzerine yükseldiği gibi Batı Medeniyetinin de başlıca İslam Medeniyeti üzerine yükseldiği, aksi takdirde Yunan Medeniyetinden doğrudan Batı Medeniyetine geçmenin mümkün olmadığı somut örnekleriyle ortaya konulmuştur. Batı Medeniyeti, uzun yıllar tek merkezli bir bakış açısıyla medeniyet bakımından gelinen aşamayı izah etmeye çalışmaktadır. Bununla birlikte gelinen aşamanın bir medeniyetin ürün olmadığı ve tüm medeniyet alanlarının katkısıyla oluştuğu örneklerle açıklanmıştır. Bu bağlamda eser bilim tarihi bakımından bilimsel aşamanın tüm medeniyetlerin katkısıyla oluştuğunu göstermektedir. Günümüzde sosyal bilimciler Batı ve Doğu arasında ister istemez çeşitli alanlarda mukayeseler kullanmaktadır. Bu mukayeselerde Doğu’nun geriliği net bir şekilde ortadadır. İktidar, iktidar araçları ve bilimin medeniyet çevreleri ve milletler arasında dolaştırıldığı ilahi ilkesinden hareketle farklı zaman dilimlerinde farklı medeniyetler ön plana geçmektedir. Bu belki de zaman zaman aşağılık kompleksinin etkisiyle değişik örneklerle gündeme gelse de bu eserde farklı bilim alanlarında bu durum somut bir şekilde ortaya konulmuştur. Kahire’deki Fatımi Kütüphanesi’nde 1.600.000 kitabın bulunması ve Doğu’da özel bir kütüphanedeki kitap sayısının Batı’nın tüm kütüphanelerindeki kitap sayısından fazla olması bir zamanlar İslam Medeniyetinin parlak dönemlerine
Avrupa'nın Üzerine Doğan Allah'ın GüneşiSigrid Hunke · İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı · 201724 okunma
Yıkılışın Paşası
9/10
·408 syf.··
2024 13. kitabı
Yıkılışa giden yol hatalar, zafiyetler ve hıyanetlerle doludur. Her canlı gibi devletlerin de birer ömürleri var, devletler de vade geldiğinde öyle ya da böyle tarih sahnesinden silinirler. İşler yolundayken her şey iyi gider, olmadık yerlerden destek gelir. Ancak aksilikler bir başlayınca da her şey ters gidiyormuş gibi tüm belalar birden sökün eder. Osmanlı Devleti’nin son on yılı da adeta tüm aksiliklerin yaşandığı ilginç bir dönemdir. Yazar böyle ilginç bir dönem içerisinde cesur bir hareketle Osmanlı Devleti’nin çöküşünün çok bilinmeyen mimarlarından Harbiye Nazırı Nazım Paşa’nın hayatını ele almıştır. 1853’te dünyaya gelen Nazım Paşa’nın 1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet öncesi hayatı ile ilgili bilgiler sınırlı olduğundan Paşa’nın belirtilen dönemi eserde zorunlu olarak kısa olarak ele alınmak zorunda kalınmıştır. Paşa, askerî eğitimini Fransa’da St. Cyr Askerî Okulu’nda almışsa da askerî eğitim hayatı ile alakalı bilgiler de sınırlıdır. Esasında hayatının bu ilk dönemi diyeceğimiz karanlık döneme dair bilgilerin kısıtlılığı Paşa’ya gizemli bir hâl vermektedir. Paşa’nın Çerkezliği ve bu bağlamda atandığı her görevde işe başlar başlamaz yakınlarına kadro olarak Çerkezleri yerleştirmesi, askerî eğitimi Fransa’da alması, Erzincan’da sürgündeyken Ermeniler ile yakınlığı ve hakkında İngiliz basınında çıkan haberlerin niteliği tecessüsü celbeden konulardandır. II. Meşrutiyet ile birlikte, sürgünden Avrupa’ya kaçmakta olan Paşa adeta yeniden doğmuştur. Bu dönem; II. Abdülhamid’in gadrine uğrayanların ödüllendirildiği ve bunlardan bazılarının bunu fırsata ve menfaate dönüştürdüğü bir zaman dilimidir. Nazım Paşa rütbeleri iade edilerek Edirne’de bulunan II. Ordu Komutanı olarak atanmıştır. Beş ay kadar süren bu görevden sonra Nazım Paşa kısa süren Harbiye Nazırlığına
Harbiye Nazırı Nazım PaşaEnder Korkmaz · Selenge Yayınları · 20214 okunma
8/10
·45 syf.··
2024 12. kitabı
Dillerin doğuşuyla ilgili görüşler dillerin kaynağını izah etmekten uzak olup bu zamana kadar genel kabul görmüş bir açıklama bulunmamaktadır. Dillerin işareti niteliğinde olan harflerin oluşumu ve gelişimi, dillerin oluşumu kadar talihsiz değildir. Zira yazılara dair geçmiş devirlere ait eserler harflerin gelişimi konusunda veriler sunmaktadır. Mısır, Fenike, Yunan ve Roma dönemi boyunca Latin Alfabesi harflerinin geçirdiği değişim ve dönüşüm eserde ele alınmıştır. A (Alfa), B (Beta) ve C/G (Gama) harflerinin esin kaynağı olması nedeniyle esere “Öküz, Ev, Sopa” ismi verilmiştir. Her ne kadar eser resimli ve yazılarının büyük olması nedeniyle çocuklara yönelik gibi görünse de yetişkinler de eserden istifade edebilir.
Latin Alfabesinin Tarihi-Öküz, Ev, SopaDon Robb · Tübitak Yayınları · 201928 okunma
Reklam