Eserde; İslam Medeniyetinin Yunan ve Hint eserlerinin postacısı veya aracısı olmadığı, önceki medeniyetlerin eserlerinden de yararlanarak özgün eserler ortaya koyduğu, dil, astronomi, tıp, ilim ve musiki gibi farklı alanlarda ölümsüz eserler meydana getirdiği, özellikle tıbba dair eserlerin Batı’da yüz yıllarca okutulduğu, Batı’nın ben merkezci yaklaşımının doğru olmadığı, İslam Medeniyetinin nasıl Yunan, Hint ve Mısır medeniyetlerinin üzerine yükseldiği gibi Batı Medeniyetinin de başlıca İslam Medeniyeti üzerine yükseldiği, aksi takdirde Yunan Medeniyetinden doğrudan Batı Medeniyetine geçmenin mümkün olmadığı somut örnekleriyle ortaya konulmuştur.
Batı Medeniyeti, uzun yıllar tek merkezli bir bakış açısıyla medeniyet bakımından gelinen aşamayı izah etmeye çalışmaktadır. Bununla birlikte gelinen aşamanın bir medeniyetin ürün olmadığı ve tüm medeniyet alanlarının katkısıyla oluştuğu örneklerle açıklanmıştır. Bu bağlamda eser bilim tarihi bakımından bilimsel aşamanın tüm medeniyetlerin katkısıyla oluştuğunu göstermektedir.
Günümüzde sosyal bilimciler Batı ve Doğu arasında ister istemez çeşitli alanlarda mukayeseler kullanmaktadır. Bu mukayeselerde Doğu’nun geriliği net bir şekilde ortadadır. İktidar, iktidar araçları ve bilimin medeniyet çevreleri ve milletler arasında dolaştırıldığı ilahi ilkesinden hareketle farklı zaman dilimlerinde farklı medeniyetler ön plana geçmektedir. Bu belki de zaman zaman aşağılık kompleksinin etkisiyle değişik örneklerle gündeme gelse de bu eserde farklı bilim alanlarında bu durum somut bir şekilde ortaya konulmuştur. Kahire’deki Fatımi Kütüphanesi’nde 1.600.000 kitabın bulunması ve Doğu’da özel bir kütüphanedeki kitap sayısının Batı’nın tüm kütüphanelerindeki kitap sayısından fazla olması bir zamanlar İslam Medeniyetinin parlak dönemlerine