Eserde Milli Aşireti'nin lideri Plîng (kaplan) lakaplı Mehmet Milli'nin ilginç ve maceralarla dolu hayatı anlatılmıştır. Bucak Aşireti'nden bir milletvekilinin öldürülme ithamı ile köyü basılıp yakınları öldürüldüğünden önce Suriye'ye kaçan ve ardından İsveç'e iltica eden Milli'nin ilginç hayat hikâyesi aşiret kültürü ve aşiretler arası ve aşiretlerin devlet ile ilişkilerini anlamak için önemli veriler sunmaktadır. Mehmet Milli'nin 1978'de Apocular olarak bilinen PKK ile kısa süreli bir münasebeti olmuşsa da PKK’nın şiddete dayalı anlayışını görünce araya mesafe koyan Mehmet Milli, köyünün basılıp yakınlarının öldürülmesi üzerine ülkeden ayrılana kadar zorunluluktan ötürü PKK ile stratejik bir ilişkisi olmuştur. Ülkeden ayrıldıktan otuz yılı aşkın bir süre yurt dışında olmasına rağmen PKK ve şiddete dayalı anlayışla arasına mesafe koyan Mehmet Milli; zulme karşı hak bildiği yoldan cesaretle giderek kendine özgü bir yaklaşım sergilemiştir. Başta İsveç, Romanya ve Moldova olmak üzere çeşitli ülkelerde yaşayan Milli otuz iki yıl sonra 2011’de Türkiye'ye dönmüş ve kanaat önderi olarak üst düzeyde kabul görmüştür. 29 Eylül 2025'te hayatını kaybeden Milli'nin sıra dışı hayat hikâyesi başta Kürt sorunu ve aşiretlerin siyasi ve sosyal konumunu merak edenler bakımından ilginç veriler sunmaktadır.
Yazarın karşısındaymış gibi deneme havasında anlattığı hayat hikâyesi, 1900’lü yılların başlarından hemen hemen 2000’lere kadar dönemi kapsamaktadır. Mücadeleci bir sosyalist olarak yazar; olay ve olguları Sosyalizm zaviyesinden ele almıştır. Bu nedenle olmalı ki yazar hayatıyla ilgili bir konuya değindiğinde bir bakmışsınız konu açıklamalarla farklı yerlere götürülmüştür. Falih Rıfkı Atay’ın üvey kızı ve Halide Edip Adıvar’ın da asistanı olan yazar hayatı üzerinden adeta Cumhuriyet tarihinin entelektüel bir tarihini yazmıştır. Eğitim sisteminden siyasete kadar birçok dönemin güncel sorunları canlı bir şekilde anlatılmıştır. Yazarın dilin son derece akıcı ve açıktır. “Makiyaj” ve “ukelâ” gibi az sayıdaki yazım yanlışı da olmasaydı eser daha güzel olurdu.
Gerçekleri açıkça söylemekten korkuyorsak (ki ödümüz kopar bundan) ‘ana sevgisinin’ ömür boyu süren gönüllü bir kölelik olduğunu kabul etmemiz gerekir.”