1216

1216
@jackinthebox
başka bir dans alabilir miyim?
@jackinthebox·
·
sabitlendi
Dizlerim zemini çatlattı. Kırılsınlar istedim, kırılsınlar ki bir kez daha kalkamayayım, bir kez daha ayakta duramayayım, bir kez daha bakamayayım ona. Kanasın istedim, içimde kopan fırtınalar bedenimi parçalasın ki onun kutsal dizi, tenime sertçe çarpıp yay gibi bükülen belimi kırdığında, mermer zemin de ona eşlik edip ruhumu dövmek için bana tekrar yaklaşamasın. İntikam tanrısı gri mermerler hiç de acımazmış bana. Ciğerlerim patlarcasına nefessiz kalırmışım da fayda etmezmiş. Tenim kanasa ne olurdu ki ruhum o yarıklardan kaçamıyorsa. Parmakları öyle sert çekti ki saçlarımı, bir ip gibi gerilen telleri, uğruna ruhumu emanet ettiğim güzelim tenini kesti. Burnumdan süzülen yabani şarap, beni dövmek için hazırda bekleyen, bedenimin kırdığı çatlak mermerin aralarına sızdı. Kırmızılıklar çok arsızdı. Sıcaktı, akışkandı ve bedenimden koşarak uzaklaşıyorlardı. Yabani, içimi soğutan sıcak şaraplar çatlaklara sızdıkça bulanık gözlerim oluşan silüeti zar zor seçti. Bu güzelim surat kimindi? İblisin nefesi bir öpücük uzağımdaydı. Demek cehennem beni bu güzelim ellerden kopartacaktı. Ne diye beklerdim ki Meryem Anayı? Gelse sevinir miydim?
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
elleriyle yüzünü kapadı, sıkıca bastırdı güzel çehresini avuç içlerine. "bu halimle görme beni, istemiyorum." çökmüş, elleriyle yüzünü kapatan, bacaklarını kendine çekmiş bedeninin önünde durdu adımlarım. "gösterdiğin yüzün ile göstermediğin yüzün arasındaki fark ne?" kafasını sağa sola salladı. "o zaman az çirkindim, şimdi çok çirkinim." dediği ile hafiften kıkırdadım. normalde pek gülmezdim, bu yüzden merakla az da olsa aralandırdı parmaklarını. ince, beyaz ve kana bulanmış elleri arasından ışıl ışıl gözleri ile bir müddet beni izledi. "aç ellerini." bir süre daha öylece baktıktan sonra titreyen ellerini çekti yüzünden, kaşlarım hiddetle çatıldı. "biliyordum işte midenin bulanacağını!" diye bağırırken, tekrardan kapadı yüzünü. hızla eğildim ve ellerini çektim yüzünden. "kucağıma gel, yüzüne bakacağım." dediğimle bana garip garip bakarken yere oturdum ve bacaklarımı pat patladım. göz yaşlarını sildi ve burnunu çekti. ciddi olduğumu fark edince kendi kendine mızmızlandı lakin sonradan yavaşça sindi kucağıma. parmaklarım ilk önce sağ kaşının üstündeki yarıkta gezindi, sonra hafifçe sürttürerek yanaklarındaki morluklarda gezdirdim sinirle kasılan avuçlarımı. çenesinin altından sıkıca kavradım ve bir sağ profilini çevirdim kendime doğru, bir sol profilini. dudaklarındaki patlaklara yaklaştım ve yavaşça öptüm onu kesiklerinden. "anlayamıyorum." diye kendi kendime söylendiğimde, acı perdelerinin indiği gözleri merakla bana kaydı. "akan ırmakların üstündeki, o mucize güneş ışımaları ile çizilmiş gibi duran bu kusursuz tenini, nasıl olur da kanatmaya cürret ederler?" gözleri dolar gibi oldu, zapzayıf kaldı karşımda. en ufak bir kötü sözümde yıkılacak gibiydi. zorla araladı dudaklarını. "belki de kusurlu olduğu içi-" sözünü kestim ve devam ettim. bu saçma cümlesini duymak, ona
1000Kitap
ben şimdi bu şiiri yazıyorum, aklına o düşsün diye. satırlarımın altını çizip, ona oku diye. benim seni düşünerek yazdığım, teninin sıcaklığını hissettiğim satırları, sen ona, onu hatırlattığını söyle. ve beni bırak, çaresiz bir soğuğun sardığı karanlıklara, unutulmuş benliğimle. beni hiçbir zaman sevmeyen sevgilime, sevgilerle.
Alıntı
Ölebilirim artık. Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse. Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma. Baksana; parmak uçlarım ateş. Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden. Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan. Benimle meydan oku her çaresizliğe. Benimle uyu, benimle uyan. Birlikte varalım on üçüncü aylara. Ben bir eylül, sen haziran.
1000Kitap
aramıza şehirler girdi. hayatlar girdi. ve ben öldüm. sen hiç bilmedin.
1000Kitap