Sanatta ve Beyin Biliminde İndirgemecilik’i okumak isteme sebebim, hem “sinirbilimciliğe” olan aşırı ilgim hem de bu hassas konuyu resim sanatıyla birleştirmiş olması. Eric Richard Kandel, Avusturya asıllı Amerikalı psikiyatrist, nörolog, fizyolog Kandel, 2000 yılında nöronlarda hafıza fizyolojisi ile ilgili yaptığı çalışmalarla Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülünü kazanmış.
Çalışmanın alt başlığı, “İki Kültür Arasında Köprü Kurmak” meramını yeterince anlattığını düşünüyorum. Sanatın beyindeki karmaşık yansımalarını çözüme kavuşturmak, soru işaretlerini yok etmek adına yazıldığını, her satırında da geçerken bunu başardığını anlıyorsunuz.
II. Dünya Savaşı’nın etkileri yüzünden, Avrupa’yı terk eden ünlü ressamlar, Amerika’ya yerleşip, Soyut Dışavurumculuğu yarattılar. New York okulu ressamları Willem de Kooning, Jackson Pollock, Mark Rothko gibi isimler, figüratif resimden soyut resmen geçerken indirgemeci bir anlayışı benimsediler.
Soyut Sanatın ortaya çıkışı, sanatçıların yenilik arayışında olmasına ek, insanın zihninin tembel bir mekanizma olmadığını, mimesis’i (doğa ve insan davranışlarını sanatta ve edebiyatta taklit etme) yok etmeye çalıştıklarını söyleyeceklerdi.
Kandel, sanat yapıtını anlamaya çalışırken, beynin iki işlemli bir yapıya sahip olduğunu söyler. Birincisi: Aşağıdan yukarı yönlü işlemler: Sistemin temel unsurları ilk önce ayrıntılı olarak belirtilir. Daha sonra bu elemanlar, büyük alt sistemler oluşturmak üzere bir araya getirilir ve bir üst düzey sistem oluşturulana kadar bir seviyede bağlanır. Bunu daha çok alışık olduğumuz düz, karmaşık olmayan, manzara ve portre eserlerinde görüp, hemen algılarız ve bu yüz benekleri sayesinde olur. İkincisi, Yukarıdan aşağıya yönlü işlemler: Algının rolü ve seyircinin yaratıcılığına ilişkin ilave içgörüler