Jan Devrim

Jan Devrim
@jandevrim
Bir Yazar Ölünce
Bir yazar bir insanı yazınca, onu önemini arttırmıyor ama onun hatırasını yaşatıyor, kayıt ediyor. Böylece o insan başka insanlara da öyküsünü anlatabiliyor. Sevdiğini, sevildiğini, nefret ettiğini, üzüldüğünü. Bir yazar, birçok insanı yazıyor, kayıt ediyor, sadece gözlerinin altındaki çizgiyi, saçlarının rengini yada nasıl düştüklerini değil, kokularını, hasretlerini, yorgunluklarını, ümitlerini yazıyor. Bir yazar ölünce, bir çok insan ölüyor.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bu kez kendi ruhum bana o basit kuralı hatırlattı. “Asla bahçeyi sahiplenme!” Bahçenin sahibi değildim, sadece emanetti. İçinde huzurla yaşayacaktım. Bu kadar basitti. Bu kadar… “Asla bahçeyi sahiplenme!” Bahçe bana huzur ve güzel bir yaşam veriyordu. Ben de ona bakıyor ve sevgimi veriyordum. Bu güzel anlaşma birkaç ay değil birkaç on yıl boyunca sürebilirdi. “Asla bahçeyi sahiplenme.” Ama şimdi bu çamur yığını, bu çirkin ağaçlar, bu pis kokular salan gölet… Tüm bunlarla yaşayacaktım. Tüm bunların bir zamanlar ne kadar güzel olduğunu bilerek. O güzel bahçeyi ne kadar sevdiğimi hatırlayarak… Hayatım, her gün bu bahçenin bana verdiği mutluluğu hatırlamakla ve bu hale gelmesine sebep olduğumu düşünmekle, acı içinde geçecekti. Ben bir ömür mutluluğu hırsla, bir ömür acı ile değiştirdim. Üstelik, olanların bir rüya olmadığını bilecek kadar da yaşadım. Artık yaşayacağım kabusun da bir o kadar gerçek olacağından eminim
Babamı yıllar sonra birilerinin sorması için pek de sebep yok zaten. Diyorum ya, ne bir eser bıraktı, ne de bir devlet adamıydı. Esnaftı. Biraz deli fişekti... Hep uzaktan severdik birbirimizi... Babamdı... Kardeşini kaybettiğinde çok üzülmüştü, durup durup ağlardı. Zengin değildi, kendisine de miras kalmamıştı. Babamdı, beni bana bıraktı...
Alıntı
Adam sigarasını bitirdi. Bir tane daha yaktı isteksizce. Kalkmaya davrandı bir an, ama kadının çocuğu nasıl seyrettiğini gördü. Daha önce hiç görmediği bir parıltı gördü karısının gözlerinde. Bu evladını seyreden bir anaydı. Şimdi, şu an bu kadar güzel kadının içinde en mutlusunun kendi karısı olduğunu hissetti. Ve tüm adamlar içinde en mutlusunun kendisi olduğunu düşündü, karısını mutlu görebildiği için. Sigarasının kalanını zevkle içti. Evlerinde birkaç gün bu gezinti konuşuldu. Arada bir yine gitmekten bahsedildi. Ama bir daha hiç gidilmedi.
Cehennem nedir diye soruyor, cehenneme gitmemek için günah işlememek gerçekten iyi midir diye soruyor. Çenesini kapatmıyor ve dünyadaki şehveti cennetteki şehvete ertelemek gerçekten iyi birisi olmak mıdır, diye soruyor. Ve soruyor; cehenneme gitmemek için suç işlemek, cennete gitmek için iyi birisi olmak, bu mudur beklenen.. Beklenen, ödül için koşan atlar gibi mi olmaktır? Ve bu nasıl bir soru sormaktır? Kıyamet ne zaman gelecek ve ben ölüp bu sorulardan ne zaman kurtulacağım? İyi nedir ve nereye kadar iyidir, neden? Of! Niye? Kendimde gördüğüm bu bozma ve yok etme kabiliyetine şaşıyorum. Her bildiğimi bozmak için kullanabilirim sanırım. Bunu fark ettiğimde, dehşete kapıldığımı itiraf etmeliyim. Kendimi Deccal sanmak için yeterli sebep bulabilirim.